Türk Dili I - Sorularla Öğrenelim
Türk Dili I - Sorularla Öğrenelim
Ünite 1
Soru: Ana dil ile ata dili kavramlarını tanımlayınız ve aralarındaki farkı kısaca açıklayınız?
Cevap: Ana dil, ata dil olarak da bilinen ve bir dilin veya dil ailesinin tarihî gelişim sürecinde kuramsal olarak var olduğu düşünülen en eski seklidir. Ana dili, insanın genellikle bebeklik döneminden beri annesi ile birlikte olduğu dil topluluğunun üyeleriyle etkileşim aracılığıyla edindiği dildir. Birinci dil, asıl dil olarak da nitelendirilir. Ana dili, insanların doğuştan itibaren yakın çevresinden öğrendiği ve geliştirdiği dildir. Ata dil ise bir dile kaynaklık eden dildir.
Dil Nedir?
Soru: Araştırmacıların dil tanımlarından birini açıklayınız?
Cevap: Dil, insanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan; duygu, düşünce ve isteklerin ses, şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre şekillenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan, seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir (Z. Korkmaz).
Soru: Dil ve ses ilişkisini kısaca açıklayınız?
Cevap: Dilin temeli sestir, doğal olarak öncelikle sözlü anlatım aracıdır: Konuşma seslerinin tek baslarına bir anlamı yoktur ancak dilin temeli seslerin belirli dizilişlerde oluşturduğu yapılara dayalıdır. Tarihî gelişim bakımından söz, yazıdan çok daha eskidir. Sözlü dili kayıt ve kontrol altına almak; duygu, düşünce ve mesajları zamandan ve çevreden bağımsız biçimde aktarmak üzere yazı keşfedilmiştir. Dil öncelikle söz, konuşma olmakla birlikte, dilin sözlü ve yazılı biçimleri arasında üstünlük hiyerarşisi yoktur; sözlü dil yazılı dilden veya yazılı dil sözlü dilden üstün değildir.
Soru: Chomsyky’ye göre, dil edinim aygıtı nedir, kısaca açıklayınız?
Cevap: Henüz gelişme sürecinde olan, fizyolojik bakımdan normal, bir yasını doldurmamış bebeğin dille ilgili ilk tepkileri vermesi, dört beş yasında bir çocuğun eğitim almaksızın günlük dile ilişkin cümleleri anlayabilmesi ve üretebilmesi ancak insana özgü, bilinçaltındaki bir dil edinim aygıtı ile mümkündür. Dil bilimci Chomsky’ye göre çocuklar doğuştan gelen dil edinim aygıtı ile dilin kurallarını işiterek edinirler. Bu bakımdan bütün diller, kuralları teker teker öğrenilen değil, farkında olunmadan çocuk yasta edinilen, insan türüne özgü evrensel sistemlerdir. Bu dil edinim aygıtının işlevi tamamen ortadan kalkmamakla birlikte, yaşın ilerlemesiyle zayıflamaya baslar.
Soru: Diller arasındaki benzerlikler ve ortaklıklar hakkında kısaca bilgi veriniz?
Cevap: Diller arasındaki benzerlik ve ortaklıklar aynı genetik kaynaktan gelişmenin, temas sonucu yapılan kopyaların ürünü veya rastlantısal olabilir. Örneğin Türkçedeki ‘erkek kardeş’ anlamındaki birader sözcüğünün Boşnakça brati, Farsça berāder ve İngilizce brother sözcükleriyle sesçe yakın ve anlamca aynı olmasının nedeni de Türkçenin bu sözcüğü Boşnakça ve İngilizce ile birlikte Hint- Avrupa dilleri ailesinde yer alan Farsçadan kopyalamasıdır.
Soru: Eflatun ve Aristo’ya göre, dil mi düşünceyi belirler, yoksa düşünce mi dili belirler, kısaca açıklayınız?
Cevap: Eski Yunan döneminde Eflatun ve Aristo, düşüncenin dili belirlediği ve dilin yalnızca düşüncenin aktarım aracı olduğu görüşündeydiler
Soru: Dillerin doğuşu ile ilgili kuramları birer cümleyle açıklayınız?
Cevap: Dillerin doğuşu ile ilgili, yeryüzündeki bütün dillerin tek ana dilden geliştiğini ileri süren tek köken kuramı ve bunun tam tersine, dillerin tek bir dilden ya da tek bir kaynaktan değil, farklı dillerden ya da kaynaklardan geliştiğini ileri süren çok köken kuramı olmak üzere iki kuramdan söz etmek mümkün.
Soru: Yazı dili ve sözlü dil kavramlarını kısaca açıklayınız?
Cevap: Dil değişkelerinden yalnızca biri olan yazı dili, halk arasında ve öğretim süreçlerinde ‘en iyi’, ‘en doğru’ ve ‘en güzel’ olarak nitelenen dildir. Bölgesel ve sözlü dilin bir tür karşıtı olan yazı dili, genellikle aynı zamanda ölçünlü dildir. Sözlü ve karşılıklı iletişimde ses tonu, jestler ve mimikler, yüz ifadesi, vücut durusu vb. dil dışı ögelerin de önemli rolü vardır. Konuşurlar, vücut dili gibi ‘dil dışı’ ögelerden de yararlanarak birbirlerinin içtenlik derecelerini, söylenenlerin arkasındaki gerçek niyet ve maksatları daha iyi algılayabilirler, anlamı daha açık biçimde aktarabilirler. Yazı dili ile ya-zar, ana dili becerisini üst düzeyde kullanarak iyi seçilmiş sözcükler, kısa veya uzun, ancak iyi düzenlenmiş cümleler ve anlatım stratejileri ile kısa ve çoğu zaman düzensiz cümleler ve öbek yapılardan oluşan sözlü dile oranla düşünce ve duygularını daha iyi aktarabilir.
Soru: Resmi dil nedir, açıklayınız?
Cevap: Resmî dil, bir ülkenin tamamında veya bir bölgesinde yönetim dili olarak kullanılan ve yasal statüsü bulunan dildir. Örneğin devlet dili İspanyolca bütün İspanya’da geçerli resmî dildir. Baskça ve Katalanca ise konuşuldukları özerk bölgelerde İspanyolcanın ardından ikinci resmî dillerdir. Kimi ülkelerin anayasalarında ülkenin resmî dili/dilleri bildirilmişken ABD, İsveç, Almanya vb. kimi ülkelerde ise böyle bir kayıt yoktur. ABD’de İngilizce, İsveç’te İsveççe ve Almanya’da Almanca fiilen resmî dillerdir.
Soru: Bölgesel dil nedir, kısaca açıklayınız?
Cevap: Bölgesel dil, bir ülkede, genellikle belirli bir bölgede farklı bir etnik grup veya gruplar tarafından kullanılan dil veya dillerdir.
Soru: Köken bakımından dili tanımlayarak dil ailelerinin isimlerini sayınız?
Cevap: Köken bakımından sınıflandırma çeşitli dillerin ortak bir ana/ata dilden türediği esasına dayanır. Köken bakımdan akraba olan diller rastlantısal benzerliklerin dışında, temel sözcüklerin, sayı sistemlerinin aynı kökten gelişmiş olması, ses denklikleri vb. kanıtlanabilir ortak dil bilimsel özellikler gösterirler. Tarihin tam olarak bilinmeyen dönemlerinde ortak bir ana/ata dilden gelişen yani genetik olarak akraba dillerin oluşturduğu belli baslı dil aileleri şunlardır:
1. Afroasya (Hami-Sami dilleri), 2. Altay dilleri, 3. Avustronezya (Malay-Polinezya) dilleri, 4. Çin-Tibet dilleri, 5. Hint-Avrupa dilleri, 6. Ural dilleri ve 7. Kafkas dilleri
Soru: Altay dilleri hakkında kısaca bilgi veriniz?
Cevap: Adını Altay dağlarından alan Altay dilleri aralarındaki genetik akrabalık kesin olarak ortaya konulamayan Türk dilleri, Moğol dilleri ve Mançu-Tunguz dillerinden oluşur. Türkçe, Altay dillerinin yazı dili sayısı bakımından en kalabalık dilidir. Moğol dilleri esas olarak Moğolistan’da, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Moğolistan’a sınırdaş coğrafyalarında konuşulur. Tunguz dilleri Sahalin adaları da bilel olmak üzere, orta ve doğu Sibirya’ya, Çin ve Moğolistan’ın kuzeydoğusundaki bölgelere dağılmıştır. Mançuca, grubun en tanınan dilidir. Al-tay dillerinin ‘muhtemel’ üyeleri, Korece ve Japonca akrabası bulunmayan ‘yalnız’ dillerdir.
Soru: Bitişken (eklemeli) dil nedir, kısaca açıklayınız?
Cevap: Bitişken (eklemeli) dillerde üretim ve çekim, sözcük kök veya gövdelerinin sonuna yeni sözcükler yapan eklerin; çatı, zaman, kip, kişi ekleri gibi belirli dil bilgisel işlevleri bulunan üretim ve çekim eklerinin getirilmesi, yani eklenme yoluyla gerçekleştirilir. Bitişken dillerde sözcüğün kökünde bir değişiklik olmaz. Sözcük köküne ek adı verilen ve belli işlevleri olan ögeler eklenerek yeni sözcükler yapılır ya da sözcükler arasındaki dil bilgisel ilişkiler ifade edilir.
Soru: Söz dizimi bakımından Türkçe hangi söz sırası grubunda yer almaktadır?
Cevap: Türkçe, söz dizimi bakımından ÖNY (Özne-Nesne-Yüklem) söz sırası grubunda yer almaktadır.
Dil Ve Kültür İlişkisi
Soru: Kültürün en temel anlamı nedir, kısaca açıklayınız?
Cevap: Kültür kavramı Türk Dil Kurumunun yayımladığı Türkçe Sözlük’te altı ayrı anlamla tanımlanmıştır. Bunlardan ilki ve en kapsamlı olanı “Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” biçimindedir.
Soru: Kültürü oluşturan ögeleri kısaca açıklayınız?
Cevap: Kültürü oluşturan ögeler, genel anlamda maddi ve manevi veya somut ve somut olmayan biçiminde sınıflandırılabilir. Maddi kültür unsurları mimarî, el sanatları, geleneksel kıyafetler, araç-gereçler gibi elle tutulur, gözle görülür, somut olan unsurlardır. Manevi kültür unsurları ise inançlar, dünya görüşleri, ahlak anlayışı, davranış kalıpları, ilişki örüntüleri vb. toplumsal hayatı çevreleyen öğreti ve değerlerdir.
Soru: Kültürel etkileşim ile dil arasındaki ilişkiyi kısaca açıklayınız?
Cevap: Farklı kültürlerin karşılaşmasıyla ya da kültürlerarası etkileşimle ortaya çıkan kültürel değişmeler, en önce kendini dilin söz varlığında hissettirir. Toplumların kültürel etkileşimleri sonucu, dilin ilk ve en hızlı etkilenen, en kolay değişen unsuru, söz varlığıdır. Türk kültür tarihinde yaşanan değişmeler söz varlığımızı da etkilemiş, karşılaşılan kültürlere ait çeşitli sözcükler dilimize girmiştir.
Soru: Dil ve kültür arasındaki ilişkiyi kısaca açıklayınız?
Cevap: Dil ve kültür arasındaki ilişki, bu iki unsurun iç dinamiklerle birbirine bağlı olmasından kaynaklanan çok yönlü bir ilişkidir. Dil ve kültür arasında, birbirini yaratma, birbirinin varlığına ve devingenliğine kaynak ve ortam oluşturma yönünde organik bir ilişki bulunur. Bir toplumun kültürü, bireylerin o topluma kendini kabul ettirebilmek için bilmesi ve inanması gereken her türlü bilgi, değer ve uygulamadır. Bir bakıma kültür, bir kişinin günlük yasamın ödevlerini yerine getirebilmek için sahip olması gereken “neyin-nasıl” olacağına dair bilgidir. Bu durumda dil, kültüre ait binlerce unsurdan yalnızca biri sayılır ancak üstlenmiş olduğu, ‘kültürün varlığını ve devamlılığını sağlamak’, ‘sözlü ve yazılı kültür ögelerini bizzat yaratmak’, ‘kültürel ögeleri sonraki nesillere taşımak’ vb. işlevlerle en temel olanıdır denilebilir. Somut olmayan pek çok kültür mirası, yüzyıllar boyunca yalnız dil aracılığıyla sonraki nesillere aktarılabilmiştir.
Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri
Soru: Türkçenin dünya dilleri arasındaki yerini kısaca açıklayınız?
Cevap: Türkçenin, binlerce yıl önce Moğolca ile tek bir dil olduğu varsayılan döneme ‘Ana Altayca Dönemi’ adı verilir. Türkçe ilk Türkçe adı verilen süreçte, yani Büyük Hun İmparatorluğu döneminde bağımsız bir dil haline gelmiş, Avrupa Hun İmparatorluğu döneminde ise Ana Türkçe adı verilen süreç başlamıştır. Yazılı ilk olgunlaşmış Türkçe belgelerin bulunduğu Göktürk ve Uygur dönemlerine de ‘Eski Türkçe Dönemi’ adı verilir.
Soru: Johanson ve Csató, Türk dillerini kaç gruba ayırır, isimlerini belirtiniz?
Cevap: Johanson ve Csató; coğrafi, genetik ve tipolojik ölçütleri esas alarak yaptığı sınıflandırmada Türk dillerini altı gruba ayırır. 1. Güneybatı (GB), Oğuz Türkçesi, 2. Kuzeybatı (KB), Kıpçak Türkçesi, 3. Güneydoğu (GD), Uygur Türkçesi, 4. Kuzeydoğu (KD), Sibirya Türkçesi, 5. Çuvaşça, Ogur/Bulgar grubu, 6. Halaçça, Argu Türkçesi.
Soru: Türk dilleri arasında Türkiye Türkçesinin durumunu ve konumunu açıklayınız?
Cevap: Türk yazı dilleri ailesinin konuşur sayısı bakımından en büyük dili Türkiye Türkçesidir. Türkiye Türkçesi Türkiye’nin yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde resmî dildir. Kosova’da Türklerin yoğun olduğu bazı yerel yönetimlerde belediye sınırları içinde Arnavutça ve diğer dillerle birlikte resmî dildir. Her ne kadar Türkiye Türkçesi terimi kullanılsa da Türkçe, ana dili olarak Balkanlarda Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Romanya’da; göçmen azınlık olarak basta Almanya olmak üzere, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, İsveç, Norveç vd. Avrupa ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya’da; Arap ülkelerinden Suriye ve Irak’ta konuşulur. Rusya Federasyonu vd. Türk cumhuriyetle-rinde az nüfuslu küçük azınlıklar hâlinde yasayan Ahıska Türkleri de Türkiye Türkçesi konuşuru kabul edilir. Ahıska Türkleri, Sovyetler Birliği döneminde pasaportlarında ‘Türk’ yazan tek Türk topluluğuydu. Türkiye Türkçesinin coğrafi bakımdan Anadolu Türkçesi ve Rumeli Türkçesi olarak ikiye ayrılması gelenekselleşmiştir. Anadolu Türkçesi yine coğrafi ölçütlere göre, Batı Ana-dolu, Orta Anadolu, Ege, Karadeniz ve Doğu Anadolu ağızları olmak üzere dörde ayrılır. Türkçe devlet dili olarak Balkan dillerinin tamamını, basta söz varlığı olmak üzere, derinden etkilemiştir. Türkiye Türkçesinin temel söz varlığının büyük bir bölümünün bazen eylemler de dâhil olmak üzere Boşnakça ve Sırpçada yaşadığı söylenebilir.
Ünite 2
Atatürk ve Türk Dili
Soru: Cumhuriyet döneminde Türk dili, tarihi ve kültürüyle ilgili çalışmalar yapmak üzere kurulan kurumlar nelerdir?
Cevap: Cumhuriyet’in ilan edilmesinin hemen ardından 1924 yılında Türkiyat Enstitüsü kurulmuştur. 1931 yılında Türk Tarih Kurumu kurulmuş ve 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu kurulmuştur.
Türk Dili Çalışmaları
Soru: Türk Dili çalışmalarından olan Yeni Lisan Hareketi’nin temel prensipleri nelerdir?
Cevap: <ol> <li>Yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak, mümkün olduğu kadar İstanbul halkının konuştuğu gibi yazmak.</li> <li>Dilimizdeki Arapça ve Farsça gramer kurallarını kullanmamak.</li> <li>Tamlamaları, Türkçe kurallara göre yapmak.</li> <li>Yabancı kelimeleri Türkçedeki söylenişiyle yazmak, bilim terimlerinde Arapça kelimelerden yararlanmak.</li> <li>Öteki Türk lehçelerinden kelime almamak.</li> <li>Bu kurallardan hareket ederek millî bir dil ve millî bir edebiyat meydana getirmek.</li> </ol>
Türkiye Türkçesi
Soru: Oğuz Türkçesi ve Türkiye Türkçesi arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Cevap: Yaklaşık 700 yıldır kesintisiz devam eden ve eğitim, bilim, edebiyat, felsefe, din, askerlik gibi hemen hemen hayatın her alanına ait binlerce eser yazılan Oğuz Türkçesi, Türkiye Türkçesi olarak adlandırılan dilin tarihi köküdür.
Soru: Osmanlı Türkçesi olarak adlandırılan dönem hakkında bilgi veriniz.
Cevap: XVI. yüzyılda Osmanlı Türkçesi olarak adlandırılan dönem başlar. Osmanlı Türkçesi döneminde yazı dilinin yalınlığı büyük ölçüde kayboldu ve özellikle edebî dilde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar arttı. Ancak Osmanlı Türkçesiyle yazılan bütün eserler için aynı şey söylenemez. Dilin yalınlığı ya da ağırlığı yazardan yazara eserden esere farklılık gösterir. XVII. yüzyıl gerek düz yazıda gerekse şiir dilinde en ağır örneklerle karşılaştığımız zaman dilimidir. Ancak XVII. yüzyılın sonlarına doğru yavaş yavaş bir sadeleşmenin başladığı da görülür. XIX. yüzyılda yayınlanan Tanzimat Fermanı, Osmanlı toplumu için pek çok konuda dönüm noktası olarak kabul edilir. Tanzimat’ın birinci nesli olarak adlandırılan Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, edebiyat eserlerinin hem içeriğinde hem de dilinde birtakım değişiklikler başlatırlar. Bu değişiklikler hem yazılı edebiyatın hem de eser konularının çeşitlenmesinde görülür.
Türkçenin Tarihî Dönemleri
Soru: Türkçenin dönemlerinden, Eski Türkçe dönemi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Türkçenin MS 5.-10. yüzyıllarını Eski Türkçe Dönemi olarak adlandırmak hemen herkesçe kabul edilmektedir. Eski Türkçe Dönemi, kendi içinde Köktürk ve Uygur dönemleri olmak üzere ikiye ayrılır. Köktürkler, Türkçenin bilinen ilk ve hacimli yazılı belgelerini bıraktıkları için kültür ve dil tarihimiz açısından son derece önemli bir yere sahiptirler. Türklerin kendi yazdıkları belgelerle ilgili olarak sürekli yeni bilgiler ortaya çıkmakta ve yayınlar yapılmaktadır. En hacimlileri Köl Tigin, Bilge Tonyukuk ve Bilge Kağan adına dikilmiş olan bu yazıtlarla ilgili Türkiye ve Türkiye dışından pek çok bilim adamı çalışmış ve çalışmaktadır. Ayrıca sürekli değişik Türk topluluklarına ait yeni yazıtlar da bulunmaktadır. Bu yazıtlardan Tonyukuk adına dikilmiş olan 725-726 yıllarında, Köl Tigin’e ait olan 21 Ağustos 732’de, Bilge Kağan yazıtı da 24 Eylül 735’te dikilmiştir. Eski Türkçe olarak adlandırılan dönemin ikinci yarısını ise Uygur Türklerinin meydana getirdiği zengin edebiyat ürünleri oluşturmaktadır. Köktürklerdeki geleneğe uygun olarak Uygurlarda da her ne kadar anı taşları dikme yaygınsa da Uygurlar daha çok kağıtlara yazılmış edebî ürünler bırakmışlardır. Ancak Köktürklerdeki geleneğe uygun olarak Ötüken Uygur Kağanlığı Dönemi’nden kalma taşlara yazılmış pek çok yazıt da vardır.
Soru: Türkçenin dönemlerinden, Orta Türkçe Dönemi’ni açıklayınız.
Cevap: İslam dini Türkler arasında 8. yüzyıldan başlayarak yavaş yavaş yayılmaya başlar ve X. yüzyılda Karahanlı kağanı Abdulkerim Satuk Buğra Han zamanında toplu olarak din değiştirmeler, yani İslam dinini benimsemeler görülür. İslam dininin Türkler arasında hakim duruma gelmesi, dili de etkiler ve hem din değişikliğinden, hem de dilin iç bünyesindeki bazı değişmelerden dolayı Eski Türkçe döneminin kapandığı, Orta Türkçe döneminin başladığı kabul edilir. X. yüzyıldan başladığı kabul edilen bu dönem de kendi içerisinde Karahanlı ve Harezm Türkçesi olmak üzere ikiye ayrılır. On ikinci yüzyıl sonlarına kadar değişik coğrafî bölgelerde farklı lehçelere ayrılmış olan Türkçe tek yazı diline sahipken bu tarihten sonra birbirinden oldukça uzak coğrafyalarda üç ayrı yazı dili hâlinde gelişmeye başlamıştır. Bu yazı dilleri Kuzey (Kıpçak) Türkçesi, Doğu (Çağatay) Türkçesi ve Batı (Eski Oğuz ya da Eski Anadolu) Türkçesidir.
Soru: Biri Mısır’da, biri Taşkent’te, diğeri de Viyana’da olan üç yazma nüshası bulunan Türk devlet anlayışını ve Türk’ün dünya ile ilişkisini, insanlar arası ilişkileri, Türk’ün tabiat algısını, bilgi karşısındaki tavrını bizlere aktaran, Karahanlılar döneminde yazılan eserin ismi nedir?
Cevap: Bu eser 1069 yılında Yusuf Has Hâcip tarafından yazılmış 6645 beyitten oluşan Kutadgu Bilig’dir.
Soru: Tek yazma nüshası İstanbul Millet Kütüphanesi’nde bulunan ve Türk kültürü ile ilgili bilgiler vermekle birlikte esas olarak Türkçeden Arapçaya bir sözlük olan, Karahanlılar döneminde yazılan eserin ismi nedir?
Cevap: Bu eser Kâşgarlı Mahmut tarafından 1072 yılında başlanıp 1077 yılında tamamlanmış, 7000’den fazla Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmekle kalınmayıp şiirlerle, atasözleri ve deyimlerle örneklendirilerek zenginleştirilmiş, Türk kültürünün hazinesi olarak değerlendirilen Dîvânü Lügâti’t-Türk’tür.
Soru: Kuzey Türkçesi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Kuzey Türklüğünün hakim unsuru olan Kıpçak Türklüğünün yazı dilidir ve Altınordu Dönemi’nde oluşan edebî dilin devamıdır. Asıl Kıpçak sahasında yani Karadeniz’in kuzeyinde bu lehçeyle oluşturulan en önemli eser Avrupalılar tarafından yazılmış olan Codex Cumanicus’dur. Kuzey Türkçesinin asıl eserleri Mısır’ da Kölemenler zamanında yazılmıştır. Karadeniz’in kuzeyindeki limanlardan toplanarak Mısır’da köle pazarlarında satılan Kıpçaklar, bir müddet sonra orduya hakim olurlar ve devleti de ele geçirip Kölemen (Memluk) devletini kurarlar. İnsanlık tarihinde pek örneği olmayan bu durum, dil konusunda da etkili olur. İdarecilerin dili özenilen dil durumuna yükselir ve bu dille konuşmak ve yazmak moda hâline gelir. Bunun sonucunda Türkçe öğrenen bilgin ve şairler, Mısır ve Suriye’de başta sözlük ve gramerler olmak üzere pek çok Türkçe eser yazar.
Türkçenin Yazımında Kullanılan Alfabeler
Soru: Köktürk Alfabesi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Bugünkü bilgilerimize göre Türkçenin metinlerle izleyebildiğimiz tarihi boyunca kullandıkları ilk düzenli, kuralları yerleşmiş yazı sistemi Köktürk alfabesidir. İskandinavyalıların ve Germenlerin kullandığı Runik yazıdan doğmuştur. Grek yazısıyla ilişkilidir. Küçük Asya’daki Yunan yazı sistemiyle ilişkisi vardır. Sami yazısının etkileri görülmektedir. Arami ya da onunla aynı kaynaktan çıkmış olan Pehlevi veya Sogut alfabesine dayanır. İskandinav Run sistemiyle Arami sisteminin karışımıdır. Arami yazısı ve Türk damgalarının karışımından çıkmıştır. Türk damgalarından çıkmıştır. Sogut ve Pehlevi yazısı etkileriyle beraber Türk damgalarından kaynaklanmıştır.
Soru: Tarih boyunca Türkçe kaç tane farklı alfabe ile yazılmıştır?
Cevap: Belgelerle izlenebilen yaklaşık 1350 yıllık süre boyunca Türkçe 13 değişik alfabe ile yazılmıştır. Türkçe değişik dönem ve coğrafyalarda Köktürk, Soğd, Uygur, Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Arap, Grek, Ermeni, İbrani, Latin ve Slav (Kiril) alfabeleriyle yazılmıştır. Bunlardan Soğd, Mani, Brahmi, Tibet, Süryani, Grek, Ermeni ve İbrani alfabeleri kısa tarihi dönemlerde ve oldukça sınırlı çevrelerde kullanılmıştır. Geriye kalan Köktürk, Uygur, Arap, Latin ve Kiril alfabeleri ise uzun sürelerle ve geniş coğrafyalarda kullanılmıştır.
Soru: Mani Alfabesi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Uygur kağanı Bögü, 762 yılında Mani dinini kabul edip halkına da kabul ettirince Mani alfabesi, bu dini benimseyen Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bu alfabeyle yazılmış metinler Doğu Türkistan’da Turfan civarında bulunmuştur. Mani alfabesiyle yazılmış Türkçe metinler, genellikle dinî içeriklidir ve fazla da değildir. Uygurlardan adı bugüne ulaşan şair Aprınçur Tigin, Maniheist Uygur çevresine mensuptur ve Mani alfabesiyle yazılmış bazı şiirleri günümüze kadar gelmiştir.
Soru: Brahmi Alfabesi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Daha çok Budist Uygurlar tarafından kullanılan ve Budizm’le ilgili eserler yazılan Brahmi alfabesi Hindistan kökenli bir yazı sistemidir. Din dolayısıyla kullanılan alfabelerdendir. Hintçeden Budizm ile ilgili kitapların Türkçeye tercüme edilmesi sebebiyle Uygurlara gelmiş, ancak Türkçe için kullanışlı olmadığından yaygınlaşıp benimsenmemiştir. Bu yazıyla yazılıp da bugüne ulaşan çok az metin vardır.
Soru: Uygur Alfabesi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Ötüken bölgesindeki Uygurlar, bir taraftan Köktürk harfleriyle yazıtlar dikerek Köktürklerdeki geleneği sürdürürken diğer taraftan Soğutlarla geliştirdikleri siyasî ve ticari ilişkiler sonucunda Budizm’e ve Maniheizm’e yöneliyorlardı. Dinî ilişki, yazının da değiştirilmesi sonucunu doğurdu ve Soğut yazı sistemi geliştirilerek Uygur alfabesi oluşturuldu. Budist, Manici ve Hristiyanlığa ait metinler, mektuplar, hukuk belgeleri, yarlıklar (fermanlar), astronomi ile ilgili metinler, takvim ve tıp metinleri, Türk halk edebiyatı metinleri gibi çeşitli alanlara ait eserlerin yazıya geçirilmesinde kullanılan Uygur alfabesi, köken olarak Soğut alfabesinden türemiş olsa da kullanım alanları ve süresi dikkate alındığında bir Türk alfabesi kimliğini kazanmıştır. Uygur alfabesi; Hitaylar, Moğollar, Mançular, Kalmuklar, Buryatlar gibi halkların alfabelerine de kaynaklık etmiştir. Moğol İmparatorluğu, sadece Uygur yazısını benimsemekle kalmamış, devlet kademesindeki danışmanlar hep Uygurlardan oluşmuş ve komşu devletlerle haberleşmede Uygur Türkçesi kullanılmıştır. XI.-XV. yüzyıllarda Çağatay, Altınordu ve Kıpçak sahalarına ait bazı eserlerin Uygur harfleriyle yazılmış olması, bu alfabenin kullanılma süresinin uzunluğunu ve kullanılma alanının genişliğini gösterir.
Türkçenin Yaşı
Soru: Yaşayan dil ve ölü dil kavramlarını açıklayınız.
Cevap: Yaşayan dil, içinde yaşadığımız zamanda konuşuru olan dillerdir, konuşuru kalmamış dillere ölü diller denir.
Soru: Türkçe hangi dil ailesine mensuptur?
Cevap: Hâlen tartışmalı olmakla birlikte Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna mensup kabul edilir. Bu kabul; Türkçenin öncelikle Moğolca, Mançu-Tunguzca, Korece ve Japonca gibi Altay dilleri ile daha sonra da Macarca, Fince vb. Ural dilleriyle akraba olduğu anlamına gelmektedir.
Soru: Türkçenin yaşı hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Türkiye’de pek çok bilim adamınca kabul edilen bir görüş; Türkçenin yaşının bugünden en az 8500 yıl geriye gittiği şeklindedir. Söz konusu olan bu süre, Türkçenin, bugün yeryüzünde yaşayan diller içerisindeki en yaşlı dillerden biri, belki de birincisi olduğunu gösterir. Bu şekilde MÖ 6500’lü yıllara tarihlenen Türkçenin ilk yazılı izlerine, MÖ 4000’li yıllarda tarih sahnesine çıkan ve insanlığa yazı yazmayı armağan eden Sümerlerden kalan tabletlerde rastlanır.
Soru: Türkçe ile Sümerce arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Cevap: Sümercenin bugün yaşayan birtakım dillerle ilişkisi çok tartışılan konulardandır. Bu tartışmalara konu olan dillerden biri de Türkçedir ve bu tartışma uzun zamandır yapılmaktadır. Sümerce ve Türkçede 168 ortak kelime vardır ve bu kelimeler, akrabalıktan ya da kelime alış-verişinden kaynaklanmış olabilir. Diller arasındaki ortaklıklar, ya akrabalık ya da komşuluk ilişkisi sonucunda oluşur. Sümerce ile Türkçe arasında bir ilişki olduğu konusu, bu ortak kelimelerin tespit edilmesiyle kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispat edilmiş, ancak ilişkinin niteliği henüz anlaşılamamıştır. Bugün, yaşayan Dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgelere sahip olan dil, Türk Dili’dir. Bunun kanıtı, çivi yazılı Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir. İki dil arasındaki ilişkiyi ispatlamak için bazı bilim adamları, üç-dört kelimenin ses ve anlam olarak örtüşmesini yeterli görürken yukarıda belirtilen kaynakta 168 kelimenin ortaklığı tespit edilmiş, ayrıca bazı eklerin de ortak olduğu gösterilmiştir.
Soru: Türkler tarafından yazılan ilk Türkçe belgenin ismi nedir?
Cevap: Türkler tarafından yazılan ilk Türkçe belge MS 687- 692 yılları arasında yazılan Çoyr Yazıtı’dır.
Yazı Devrimi
Soru: Yazı devrimi olarak kabul edilen Türk-Latin alfabesinin kabulü hangi tarihte yapılmıştır?
Cevap: 1 Kasım 1928 tarihinde Latin harflerine dayanan Türk Alfabesi kabul edilir. Kanuna göre, 1929 yılı başından itibaren devlet ile yapılacak bütün yazışmalar ve basılacak her türlü malzeme Yeni Türk Alfabesi ile olacaktır. Bütün yurtta Millet mektepleri açılır ve yeni alfabe herkese öğretilmeye çalışılır.
Ünite 3
Soru: “Ciğerden gelen hava akımının ses tellerine çarpması durumunda, titreşerek şiddetini kısmen yitirir.” Bu açıklamada açıklanan ünsüz grubuna ne ad verilir?
Cevap: titreşimli ünsüzler
Soru: Türkçe kökenli kelimelerde sözcük sonunda hangi ünsüzler bulunmaz?
Cevap: Türkçe kökenli kelimelerde sözcük sonunda “b, c, d, ġ, g” ünsüzleri bulunmaz.
Parçalar Üstü Ses Birimleri
Soru: “konuşma sırasında sesin perdesinin değişmesiyle oluşan melodik perdeleme ve dalgalanma” biçiminde tanımlanan ve kelimelerin konuşma dilindeki anlamında oynamalar yaratabilen olay nedir?
Cevap: Tonlama
Ses Bilgisi ile İlgili Temel Kavramlar
Soru: Konuşma sesleri, ses yolu adı verilen …………………………ve…………………………….. sona eren bir düzenek tarafından üretilir. Önceki cümledeki boşluğa hangi iki kavram gelmelidir?
Cevap: Konuşma sesleri, ses yolu adı verilen akciğerlerden başlayıp burunda ve dudaklarda sona eren bir düzenek tarafından üretilir.
Soru: Ağız boşluğunda ağız sesleri, geniz boşluğunda geniz sesleri oluşur. Bu açıklama düşünüldüğünde “b” harfiyle ve “m” harfi arasındaki fark nedir?
Cevap: /b/ sesi ağız sesi, /m/ sesi geniz sesidir.
Soru: Türk alfabesi, …………………… ilkesini esas alır.
Cevap: Türk alfabesi, ses-yazı karşılıklığı ilkesini esas alır.
Ses Olayları
Soru: Türkçe hece sistemine uygun olarak “filim, fikir, şükür, nötür vb.” şekillerde telaffuz edilen “film, fikr, şükr, nötr vb.” gibi kelimelerle ilgili olan durum Türkçe’de hangi kavram ile ilişkilidir?
Cevap: En Az Çaba Yasası
Soru: Türkçe’de “gelmeyor > gelmiyor, olmayor > olmuyor
örneklerindeki durum “y” ünsüzünün hangi özelliği ile ilgilidir.
Cevap: “y”nin Daraltıcı Etkisi
Soru: Ünlülerle ilgili ses olaylarından ünlü düşmesi kuralına göre aşağıdaki kelimelerin doğru yazılışı nasıldır?
a. ısıcak >>>> ………………………
b. güneyi >>>> ………………………
c. devirim >>>> ………………………
Cevap: a. ısıcak >>>> sıcak
b. güneyi >>>> güney
c. devirim >>>> devrim
Soru: “alın > alnı, burun > burnu, karın > karnı” ve “fikir > fikri, zikir > zikri, şükür > şükrü” örneklerindeki ses olayının adı nedir?
Cevap: Dar Orta Hece Ünlüsünün Düşmesi
Soru: Ünlü birleşmesi kuralına bağlı olarak aşağıda dönüşmüş hali verilen kelimeler/kelime gruplarını yazınız.
……………………… >>>> nere
……………………… >>>> cumartesi
……………………… >>>> kahvaltı
……………………… >>>> nasıl
Cevap: ne ara >>>> nere
cuma ertesi >>>> cumartesi
kahve altı >>>> kahvaltı
ne asıl >>>> nasıl
Soru: Ar. ḥisāb > hesap
Ar. ḥayāt > hayat
Far. pāpūş > pabuç
Far. tāc > taç
Yukarıdaki durumda yaşanan ses olayı nedir?
Cevap: Ünlü Kısalması
Soru: örküç > hörgüç, öyük > höyük, ut- > yut-, ur- > vur
aslan > arslan, kılıç > kılınç, tüfek > tüfenk, tuç > tunç
Yukardaki örnekte yer alan ses olayı nedir?
Cevap: Ünsüz Türemesi
Türkçedeki Sesler
Soru: Türkçe’de olduğu gibi seslerin ünlü ve ünsüz biçimde ayrılması hangi tarihsel medeniyete uzanmaktadır?
Cevap: Seslerin ünlü ve ünsüz biçimde ayrılması Eski Yunan’a, Platon ve Aristotales’e değin uzanır.
Soru: Oluşumları sırasında belirli bir engele takılmadan, zorluğa uğramadan çıkan seslere ne denir?
Cevap: Ünlü
Soru: Türkçe’de Yuvarlak, Geniş ve ön olarak gruplanan ses nedir?
Cevap: Türkçe’de Yuvarlak, Geniş ve ön olarak gruplanan ses “ö” sesidir.
Soru: Türkçe’deki ünsüz sesler düşünüldüğünde “b,p,m” ünsüzlerini içinde barındıran ve alt ve üst dudakların birbirine temaz ettiği noktada ortaya çıkan ses grubuna ne ad verilir?
Cevap: Alt ve üst dudakların birbirine temas ettiği noktada çift dudak ünsüzleri /b, p, m/ ünsüzleri oluşur.
Soru: Türkçe’deki ünsüz harfler düşünüldüğünde ötümlü, ön damak, süreksiz ve ağız grubundaki ünsüz nedir?
Cevap: g : ötümlü, ön damak, süreksiz (patlayıcı), ağız
Türkçenin Ses Özellikleri
Soru: Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmayan ünsüz nedir?
Cevap: Türkçe kökenli sözlerde “j” bulunmaz.
Soru: Hece, fiziksel veya motor tanıma göre ciğerlerden gelen havanın göğüs kaslarının kasılmasıyla bir seferde çıkardığı ses ya da seslerdir. Önceki cümledeki açıklamaya göre, “heceler birbirlerinden ……………………. ayrılır” cümlesindeki boşluğa hangi kavram gelmelidir?
Cevap: Heceler birbirlerinden hece sınırı ile ayrılır.
Ünite 4
Soru: “eğlence” sözcüğündeki “ce” eki nasıl bir yapım ekidir?
Cevap: Eylemden Ad Yapma Ekidir.
Biçim Bilgisiyle İlgili Temel Kavramlar
Soru: Biçim birim nedir?
Cevap: Daha küçük birimlere ayrılamayan ses ve yapı yönünden anlamlı en küçük ögelerdir. Geleneksel dil bilgisindeki sözcük ve ek kavramlarını birlikte ifade eder.
Soru: “Kök” nedir?
Cevap: Kökler, kendilerinden daha küçük anlamlı parçalara ayrılamayan, sözlüksel anlam taşıyan ve bir sözcük türüne ait olan biçim birimlerdir.
Soru: “Gövde” nedir?
Cevap: Gövdeler, biri bağımsız biçim birim olmak üzere, en az iki biçim birimden oluşan yani bir veya daha fazla ek alan kök biçim birimlerdir.
Soru: “Taban” nedir?
Cevap: Tabanlar, eklerin, yani bağımlı biçim birimlerin eklendiği yalın sözcükler, yani bağımsız biçim birimlerdir.
Soru: Ekler biçim ve işlev bakımından kaça ayrılır?
Cevap: Ekler; biçim bakımından ön ekler, iç ekler, son ekler
olmak üzere üçe; işlev bakımından yapım ve çekim ekleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Soru: “Eklenme” nedir?
Cevap: Eklenme, sözcüğün yapım eki veya çekim eki almasıdır.
Giriş
Soru: Batı’ da morfoloji olarak adlandırılan çalışma alanı Türkçede hangi isimlerle adlandırılmaktadır?
Cevap: Batı’ da morfoloji olarak adlandırılan bu çalışma alanı Türkçede biçim bilim, biçim bilgisi, kelime bilgisi, şekil bilgisi, yapı bilgisi, sözcük bilim gibi farklı terimlerle adlandırılmaktadır.
Sözcük Yapımı
Soru: İki sözcüğün hecelerini ya da parçalarını, genellikle ilk bileşenin birinci, ikinci bileşenin ikinci parçasını bir araya getirerek yeni sözcük oluşturma yolu nedir?
Cevap: Karma
Türkçenin Ekleri
Soru: Ekleri yeni sözcükler türetebilme yeteneği bakımından kaça ayırabiliriz?
Cevap: Ekleri yeni sözcükler türetebilme yeteneği bakımından türetim yapabilen ekler ve türetim yapamayan ekler olarak ikiye ayırabiliriz.
Soru: Yeni sözcüklerin yapımında çok kullanılan veya çok sayıda sözcükte bulunan eklere ne isim verilir?
Cevap: Yeni sözcüklerin yapımında çok kullanılan veya çok sayıda sözcükte bulunan eklere işlek ekler denir.
Soru: Yalnız bir sözcükte bulunan eklere ne isim verilir?
Cevap: Yalnız bir sözcükte bulunan eklere tek örnek adı verilir.
Soru: Türkiye Türkçesinde kullanılan yapım ekleri nelerdir?
Cevap: Addan Ad Yapma Ekleri, Addan Eylem Yapma Ekleri, Eylemden Ad Yapma Ekleri, Eylemden Eylem Yapma Ekleri.
Soru: “karaca” sözcüğündaki “ca” eki hangi tür yapım ekidir?
Cevap: Addan Ad Yapma Ekidir.
Soru: “susamak” sözcüğündeki “sa” eki ne tür bir yapım ekidir?
Cevap: Addan Eylem Yapma Ekidir.
Soru: Çatı ekleri kaça ayrılır?
Cevap: Çatıları çok genel olarak bir cümlede yüklemin gösterdiği eylemin özne tarafından yapıldığını gösteren etken çatı ve cümlenin dil bilgisel (sözde) öznesinin yüklemin bildirdiği eylemden etkilendiğini veya eylemin hedefi olduğunu gösteren edilgen çatı olarak ikiye ayırabiliriz.
Soru: Dönüşlü çatı ekleri hangileridir?
Cevap: Dönüşlü çatı ekleri - n- ve -l-’dir.
Soru: Eylemdeki anlatımın özne tarafından başka bir kişi ya da nesneye
aktarıldığını gösteren ve geçişsiz eylemleri geçişli hâle getiren –(A)r, -(I)r, -DIr, -t-, -zIr- (< -z- + -r-) eklerinin kurduğu çatı hangisidir?
Cevap: Ettirgen çatı
Soru: Eylem ya da ad soylu sözcüklere gelerek bağlı oldukları sözcük öbeklerine
göre, sözcükler arasında durum, iyelik, çokluk, kip, zaman, kişi, sayı vb. geçici ilişkiler kuran, görevsel bağımlı biçim birimler hangileridir?
Cevap: Çekim ekleri
Soru: Türkçede kaç durum eki vardır?
Cevap: Türkçede yalın, yükleme, ilgi, yaklaşma, bulunma ve uzaklaşma olmak üzere altı durum ekinin bulunduğu kabul edilir.
Soru: Eklendiği eyleme yeterlik, tahmin veya soru cümlelerinde eylemin gösterdiği hareketi gerçekleştirme için izin anlamı katan ek hangisidir?
Cevap: Yeterlik eki, eklendiği eyleme yeterlik, tahmin veya soru cümlelerinde eylemin gösterdiği hareketi gerçekleştirme için izin anlamı katar.
Ünite 5
Cümle Türleri
Soru: Yapısına göre cümle türleri nelerdir?
Cevap: Cümleler, yapılarına göre basit, birleşik, bağlı ve sıralı olmak üzere dört grupta sınıflandırılmaktadır.
Kuruluşunda bağımsız olarak tek yargı bulunan ve tek yükleme sahip olan cümlelere basit cümle denir. Basit cümlede yüklem ya çekimli bir eylemdir veya ek-eylem almış ad ya da ad gibi kullanılan bir sözcük öbeğidir.
İçinde esas yargının bulunduğu bir temel cümle ile onu anlam ve görev bakımından tamamlayan bir veya birden fazla yan cümleden oluşan cümlelere birleşik cümle denir. Yan cümle(ler) temel cümlenin yargısını, şart, sebep, dilek açıklama gibi anlamlarla tamamlar, destekler. Bu anlamda birleşik cümle, içinde birden fazla yargı bulundurur.
Sıralı cümle, yapıca ve/ya anlamca birbirine bağlı ancak tek başlarına kullanıldıklarında kendi içinde anlam bütünlüğü bulunan cümlelerden oluşan birleşik cümle türüdür. Sıralı cümleler yapısal olarak birbirlerine bağlama edatlarının yerine virgül(,) veya noktalı virgül(;) ile bağlanır. Cümleler arasında yan cümle temel cümle bağı yoktur. En az iki basit cümle arasında eş zamanda olma, ardışık olma, karşılaştırma ya da denkleştirme ilgisi vardır.
Bağlama edatlarıyla (bağlaç) birbirine bağlanmış ve aralarında anlamca ilişki bulunan sıralı cümlelere bağlı cümle denir. Bağlı cümleler “ve, veya, da, fakat, ama, lakin, halbuki, meğer, -masına ragmen, -dığı halde, bu nedenle, bu yüzden vb.” bağlaçlarla birbirine bağlanmış cümleler topluluğudur. Her biri bağımsız bir cümle olan bu cümleler arasındaki anlam ilişkisi, bağlaçlarla sağlanmakta ya da pekiştirilmektedir.
Soru: Anlamına göre cümle türleri nelerdir?
Cevap: Her cümle, yüklemin taşıdığı anlama göre farklı biçimlerde bulunur. Bir cümle hangi anlam özelliğine sahip olursa olsun, mutlaka ya olumlu ya da olumsuz bir anlam taşır. Bununla birlikte cümleler; soru, ünlem, dilek, emir gibi anlamlar da taşıyabilir. Anlamsal özelliklerine göre cümleleri olumlu, olumsuz, soru, ünlem ve emir cümleleri olarak sınıflandırabiliriz.
Yüklemi olumsuzluk ifadesi taşımayan; işin, oluşun, hareketin, düşüncenin gerçekleştiğini veya gerçekleşeceğini bildiren cümleye olumlu cümle denir.
Yüklemi olumsuz yargı bildiren, yani yargının gerçekleşmediğini bildiren, eylem cümlesiyse olumsuzluk eki (-ma, -maz); ad cümlesiyse “değil ve yok” sözcüklerinden biri ile kurulan cümleye olumsuz cümle denir.
Herhangi bir konuda bilgi edinmek, haber almak ya da bir düşünceyi onaylatmak gibi amaçlarla kurulmuş cümlelere soru cümlesi denir.
Sevinme, korku, şaşma, kızma, acıma, heyecan, coşku gibi duyguların ifade edildiği ya da seslenme, çağırma ya da bağırma anlamı taşıyan cümlelere ünlem cümlesi denir. Ünlem cümlesinin sonuna ünlem (!) işareti konur.
Yapılması istenen ya da istenmeyen eylemleri ifade eden ve genellikle yüklemi emir kipiyle oluşturulan cümlelere emir cümlesi denir.
Soru: Eylem cümlesi nedir?
Cevap: Yüklemi çekimli bir eylem ya da birleşik eylem olan cümlelere eylem cümlesi denir. Yüklem olan ve yargı taşıyan bütün eylemler kip ve kişi eki –emir kipinin 2. kişi ve bütün kiplerin 3. tekil kişileri dışında- taşırlar. Bildirme kipleri kurulan eylem cümleleri bir oluşu, bir durumu bildirir. Tasarlama kipleriyle kurulan eylem cümleleri ise bir duyguyu bir isteği belirtme ifadesi taşır. Eylem cümlelerinde yüklem olan eylem, basit, türemiş ya da birleşik eylem olabilir, bildirme ve tasarlama kiplerinden biriyle basit ya da birleşik çekime girebilir. Geçişli eylemle kurulan cümlelerinde cümlenin bütün ögeleri (özne, yüklem, nesne, yer tamlayıcısı ve zarf tümleci) bulunabilirken; geçişsiz eylem cümlelerinde nesne, geçişsiz-edilgen eylemli cümlelerde özne bulunmaz.
Soru: Ad cümlesi nedir?
Cevap: Yüklemi ad, ad soylu sözcük ya da söz sözcük öbeği olan bağımsız yargılı anlatıma ad cümlesi denir. Ad türünden bir sözcük veya sözcük öbeği ek-eylemle çekimlenerek yargı bildirir. Genellikle özne ve yüklemden oluşan ad cümlelerinde çok sık olmasa da diğer öğelere de rastlanır ve bu cümleler genellikle nesne almazlar. Eğer bir ad cümlesinde nesne varsa o nesne, temel cümlenin değil söz konusu ad cümlesinin ögelerinden birinin nesnesidir. Çeşitli kiplerde çekimlenmiş olan “var” ve “yok” adlarının yüklem olduğu cümleler de en sık karşılaşılan ad cümlelerindendir.
Soru: Yüklemin yerine göre cümle türleri nelerdir?
Cevap: Türkçede söz diziminin en temel kuralı yüklemin sonda olmasıdır. Ancak yüklem çeşitli nedenlerle cümle içinde farklı yerlerde kullanılabilir. Kimi zaman da yüklem cümlede olmayabilir. Söz diziminde yüklemin cümlede bulunduğu yere bakılarak cümleler, kurallı cümle veya devrik cümle olarak adlandırılır.
Türkçenin söz dizimi kurallarına uygun olarak yüklemin sonda olduğu cümlelere kurallı cümle denir. Cümlenin temel ögesi olan yüklem sonda, tamamlayıcı ve yardımcı ögeler yüklemden önce bulunur. Kurallı cümlede söz dizimi Özne + Nesne/Tümleç + Yüklem biçimindedir.
Yüklemi cümlenin sonunda bulunmayan cümlelere devrik cümle denir. Bu tür cümlelerde yüklemin sonda olmayışının nedeni farklı olabilir. Genellikle günlük dilde ve edebî eserlerde daha etkili bir anlatım sağlamak, kimi zaman bir duyguyu daha belirgin olarak öne çıkarmak, herhangi bir anlamı vurgulamak gibi amaçlarla yüklemin yeri cümle sonunda olmayabilir. Devrik cümle yapısı atasözleri ve deyimlerde de sıklıkla kullanılır. Yüklemin sonda olmaması Türkçenin söz dizimine uygun olmasa da bu tür kullanım yanlış kullanım değildir.
Cümlenin Tamamlayıcı Öğeleri
Soru: Nesne (Düz Tümleç) nedir?
Cevap: Öznenin yaptığı işten doğrudan etkilenen ve geçişli eylemi tamlayan sözcüklere nesne denir. Cümlede temel ögelerden sonra en önemli ögedir. Çünkü geçişli, oldurgan, ettirgen eylemlerle kurulan cümleler nesne kullanılmadığında eksik kalır ve cümlenin anlamı belirsizleşir (Demir ve Yılmaz, 2009). Yüklemi geçişsiz eylem ya da ad olan cümlelerde nesne bulunmazken; geçişli eylem cümlelerinde eylem, nesne üzerinde gerçekleşir (Karahan, 2006). Özne ile nesne arasında etkileyen etkilenen ilişkisi vardır. Öznesiz nesne olmaz. Nesne, cümlede belirli ya da belirsiz bir varlığı işaret etmesi bakımından iki türlü değerlendirilebilir. Belirli bir varlığı karşılayan ve yükleme durum eki (-ı, -i, -u, -ü) alan nesneler belirtili nesne olarak adlandırılır. Cümle çözümlemelerinde yükleme sorulan “neyi?” , “kimi?” soruları belirtili nesneyi buldurmaya yöneliktir. Bir türü karşılayan ve yükleme hali eki almayan nesneler ise belirtisiz nesne olarak adlandırılır. Cümlenin öznesi bulunduktan sonra sorulan “ne?” sorusu ile belirtisiz nesne bulunabilir.
Soru: Yer Tamlayıcısı (Dolaylı Tümleç) nedir?
Cevap: Cümlede, yüklemin bildirdiği hareket, iş veya oluşun yerini ve yönünü bildiren; yaklaşma(-a), bulunma (-da) , uzaklaşma (-dan) durumu eklerinden birini alan ögedir (Atabay, 1981, Karahan, 2006, Özkan, 2013). Adlaşan bütün söz dizimsel yapılar yer tamlayıcısı olabilir. Cümle çözümlemelerinde yükleme sorulan “neye, nede, neden, nereye, nereden, kime, kimde, kimden” soruları yer tamlayıcısını buldurur.
Soru: Zarf Tümleci (Belirteç Tümleci) nedir?
Cevap: Zarf tümleci, cümlenin anlamını zaman, sebep, tarz, yön, ölçü, şart vb. yönlerden tamamlayan ve sınırlayan ögelerdir (Karahan, 2006; Özkan, 2013). Şimşek (1987) zarf tümlecini belirteç tümleci olarak ifade eder ve benzer biçimde şöyle tanımlar: “Yargılı anlatımlarda yüklemle dile getirilen kılış ya da oluşun anlamını zaman, yön, nitelik, nicelik bakımlarından tümleyen öğelere belirteç tümleci denir.” Cümlede zarf görevinde kullanılan öge bir ad ya da bir sözcük öbeği olabilir. Cümle çözümlemesi çalışmalarında yükleme sorulan “ ne zaman, niçin, nasıl, ne kadar, ne ile, ne şekilde, kimin ile, hangi durumda, hangi şartlarda, hangi yöne” soruları zarf tümlecini buldurmaya yöneliktir.
Cümlenin Ögeleri
Soru: Cümlenin temel ögeleri nelerdir?
Cevap: Yeryüzündeki bütün dillerde cümlenin temel ögeleri yüklem ve öznedir.
Cümlenin yargı taşıyan en temel öğesi durumundaki yüklemi Gencan (1979) cümlede iş, oluş, kılış, düşünce, duygu, imge, yargı anlatan sözcük olarak tanımlamaktadır. Yüklem, cümlede yargı bildiren çekimli öğedir. (Atabay, Özel, Çam, 1981). Cümledeki diğer ögeler, yüklemin anlamını çeşitli yönlerden tamamlamak ve onu daha belirgin duruma getirmek üzere cümlede yer alır.
Cümlede yüklemle birlikte temel ögeler grubunda değerlendirilen diğer önemli öge de öznedir. Özne, cümlede yüklemin bildirdiği iş, oluş ve durumu üstlenen ve yapanı (eylem cümlesinde) veya olanı (ad cümlesinde) karşılayan ögedir (Karahan, 2006). Özne-cümlede sözcük ya da sözcük öbeği olabilir. Cümlede yüklemle doğrudan bağlantılıdır. Cümle çözümlemelerinde yükleme sorulan “kim?” “kimler?” ve “ne?” “neler?” sorularının cevabı özneyi buldurmaya yöneliktir.
Soru: Özne-yüklem uyumu nedir?
Cevap: Bir cümlede özne ile yüklemin tekillik – çoğulluk yönünden uyumlu olması gerekir. Bu uyumu yakalayamayan cümlelerin anlatımında eksiklik ya da bozukluk olur. Özne yüklem uyumunda aşağıdakilere dikkat etmek gerekir:
<ol> <li>Bir cümlede özne tekil ise yüklem de tekil olur.</li> <li>Birinci tekil kişi böbürlenmek ya da alçakgönüllülük göstermek amacıyla kullanıldığında özne de yüklem de birinci çoğul olur.</li> <li>İkinci tekil kişi saygı ve nezaket bildirmek için kullanıldığında özne de yüklem de ikinci çoğul olabilir.</li> <li>Üçüncü tekil kişi anlatıma saygı katmak için kullanıldığında özne tekil olduğu hâlde yüklem üçüncü çoğul olabilir.</li> <li>Organ, bitki, hayvan, zaman adları ile cansız varlıkların çoğulları özne olduklarında yüklem tekil olur.</li> <li>Özne belirsizlik zamiri ise yüklem tekil olur.</li> <li>Özne topluluk isminden oluşuyorsa, yüklem tekil olur.</li> <li>Özne tekil veya çoğul ikinci ve üçüncükişilerse yüklem ikinci çoğul kişi olur.</li> <li>Özne tekil veya çoğul birinci, ikinci ve üçüncükişilerle ise yüklem birinci çoğul kişi eki alır.</li> <li>Özneleri çoğul olsa da “var”, “yok”, “gerek”, “lazım” gibi sözcükler yüklem görevinde tekil olur.</li> <li>Özne çoğul ve bütün bireyleri karşılıyorsa yüklem çoğul olur.</li> </ol>
Giriş
Soru: Cümle bilgisi ya da söz dizimi olarak isimlendirilen bilim dalını tanımlayınız.
Cevap: Bir dildeki sözcüklerin, sözcük öbeklerinin cümle ve söz içindeki görevlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, sıralanışlarını ve cümle türlerini ele alıp inceleyen bilim dalına cümle bilgisi ya da söz dizimi denir.
Sözcük Öbekleri
Soru: Sözcük öbeği nedir?
Cevap: Sözcük öbekleri, birden çok sözcüğün cümle içinde tek işlevle kullanılacak şekilde bir araya getirilerek belirli kurallar içinde yan yana dizilmesinden oluşan yargısız dil birimleridir. Sözcüklerin tek başına yeterli gelmediği durumlarda, anlatılamayan olayı, durumu ya da nesneyi ifade etmeyi kolaylaştırmak, netleştirmek, zenginleştirmek üzere birden fazla sözcüğün bir araya gelerek oluşturduğu yeni yapıdır.
Soru: Tamlayan-tamlanan ilişkisi bulunan sözcük öbekleri nasıl ayırt edilir?
Cevap: Tamlayan tamlanan sözcük öbeklerinde önce gelen öge, kendinden sonra gelen ögeyi farklı yönlerden belirtir ya da niteler. Bu tür sözcük öbeğinde tamlayan ve tamlanan öge birer sözcükten oluşabileceği gibi genişlemiş sözcük öbeklerinden de oluşabilir.
Soru: Tamlayan-tamlanan ilişkisi bulunan sözcük öbeklerinin türleri nelerdir?
Cevap: <table> <tbody> <tr> <td> Tamlayan-Tamlanan İlişkisi Bulunan Sözcük Öbekleri
</td> </tr> <tr> <td> Sözcük Öbeği
</td> <td> Yapı
</td> <td> Örnek
</td> </tr> <tr> <td> Belirtili ad tamlaması
</td> <td> ad-(n)In + ad-(s)I
</td> <td> Arabanın kapısı
</td> </tr> <tr> <td> Belirtisiz ad tamlaması
</td> <td> ad + ad-(s)I
</td> <td> araba kapısı
</td> </tr> <tr> <td> Takısız ad tamlaması
</td> <td> ad + ad
</td> <td> demir kapı
</td> </tr> <tr> <td> Sıfat tamlaması
</td> <td> sıfat + ad
</td> <td> büyük okul, bir adam birkaç ev, anlamsız söz
</td> </tr> <tr> <td> Aitlik öbeği
</td> <td> ad +ki eki; + ad + -dA + -ki, nIn+ki
</td> <td> sabahki, evdeki, bizimki
</td> </tr> <tr> <td> Ünlem öbeği
</td> <td> ünlem + ad/ ad grubu
</td> <td> Ey Türk gençliği, Değerli konuklar
</td> </tr> </tbody> </table>
Soru: Tamlayan-tamlanan ilişkisi bulunmayan sözcük öbekleri nasıl ayırt edilir?
Cevap: Tamlayan tamlanan ilişkisi bulunan sözcük öbeklerinde Türkçenin söz dizimi gereğince tamlayan ögenin önce, tamlanan ögenin sonra gelmesi kuralı işlemekteydi. Tamlayan tamlanan ilişkisi bulunmayan sözcük öbeklerinde ise bu kural bulunmaz ancak sözcük öbeklerinin genel özelliklerinde belirtildiği gibi cümle içinde birlikte hareket ederler.
Soru: Unvan öbeği ve edat öbeğini açıklayarak örnek veriniz.
Cevap: Unvan Öbeği: Kişi adı ve onu izleyen bir unvan veya akrabalık adından oluşan sözcük öbeğidir. Örnek: Ertuğrul Gazi, Murat Bey, Selin Hanım, Hürrem Sultan, Selim Amca vb.
Edat Öbeği: Bir ad/ad soylu sözcük ve onu izleyen çekim edatının bir araya gelmesi ile oluşan sözcük öbeğidir. Örnek: İpince, dal gibi bir çocuktu. Yaşamak için çok güzel bir yer diye düşündü.
Soru: Bağlama öbeği nedir?
Cevap: En az iki eş ögenin bağlaç ile bağlanmasıyla oluşan sözcük öbeğidir. Eğer bağlanan ikiden fazla öge varsa bağlaç son iki öge arasına girer. Bağlama öbeği, cümlede ad, sıfat ve zarf görevinde bulunabilirler.
Örnek: Kardeşim ve teyzem yarın İstanbul’a gidecekler. Çalışkan fakat hırslı bir kişiliği vardı.
Soru: Birleşik eylem öbeği nedir?
Cevap: Bir ad ve bir yardımcı eylemle ya da iki eylemin birleşmesinden oluşan sözcük öbeğidir. Birleşik eylemlerde anlamca kaynaşma söz konusudur. Birleşik eylemler iki alt grupta toplanır.
1-Adla yapılan birleşik eylemler: “ad + yardımcı eylem” şeklinde oluşturulan birleşik eylemlerdir. Bu tür bileşik eylemlerde söz konusu olan yardımcı eylemler “et-, ol- , eyle-, bulun- , kıl-, yap-” eylemleridir. “et- , eyle-, yap-, kıl-” yardımcı eylemleri ile geçişli birleşik eylemler ; “ol-, bulun-” yardımcı eylemleri ile de geçişsiz birleşik eylemler yapılır. Örnek: Yeni bir araba satın aldık. Birçok aile şehri daha önceden terk etti.
2-Eylemle yapılan birleşik eylemler: “eylem+ zarf-eylem + yardımcı eylem” şeklinde oluşturulan birleşik eylemlerdir. “bil-, ver-, gel-, gör-, kal-, dur-, yaz-, koy-” yardımcı eylemleri ile oluşturulan birleşik eylemlerde eylem ile yardımcı eylem arasına “ –A, -I , -U” bazen de “-ıp /-ip” zarf-eylemleri girer. Örnek: Duydukları karşısında sokağın ortasında öylece kalakaldı. Okulların tatil olduğunu ancak gün sonunda öğrenebilmişti.
Soru: İsim-fiil öbeği nedir?
Cevap: “-mak, -ma, -ış” eklerinin eyleme eklenmesiyle oluşan sözcük öbeğidir. Cümlede ad görevinde olan isim-fiil öbeği zarf dışında cümlenin bütün ögelerini oluşturabilir.
Örnek: Uzun bir aradan sonra işe dönmek iyi olmuştu. Annesinin geceleri gizli gizli ağlayışını hatırlayıp üzülürdü. Olanları bana anlatmasını istedim.
Soru: Sıfat-fiil öbeği nedir?
Cevap: Sıfat-fiil eklerinin eyleme eklenmesiyle oluşan sözcük öbeğidir. Sıfat-fiil öbeği, cümlenin bütün ögelerini oluşturabilir.
Örnek: Büyük sınava hazırlanan öğrencileri gördükçe üzülürüm. Yaşanacak güzel günlerimiz var. Herkes gördüğü bu güzellik karşısında büyülenmişti.
Ünite 6
Giriş
Soru: Söz varlığı yerine hangi terimler kullanılmaktadır?
Cevap: Söz varlığı yerine, söz dağarcığı, sözcük dağarcığı, kelime dağarcığı, kelime hazinesi, kelime kadrosu, kelime serveti gibi terimler de kullanılmaktadır.
Soru: “Dil içi dünya görüşü” nedir?
Cevap: Bir dilin söz varlığının incelenmesi, o dili konuşan insanların tarihî macerasını ve
hangi milletlerle ne tür ilişkilerde bulunduğunu ortaya koyacağı gibi milletin kültür ve düşünce dünyası ile kavramlar dünyasını da gözler önüne serer ki dilcilikte buna “dil içi dünya görüşü” denir.
Türkçe Söz Varlığı
Soru: İki veya daha fazla sözcükten oluşan, anlatım gücünü artırmak için az çok mantık dışına kayan, gerçek anlamından uzak, ilgi çekici bir anlam
yüküne sahip, bazı sözcükleri değişmeyip bazıları değişebilen, toplum tarafından ortaklaşa benimsenen kalıplaşmış söz gruplarına ne denir?
Cevap: Deyim
Soru: Deyimlerle Atasözleri Arasındaki Farklar nelerdir?
Cevap: 1. Deyimler yargı bildirmezler. Deyimler; bir durumu, olayı ya da varlığı tasvir etmek, açıklamak, ifade etmek amacıyla etkili anlatımından yararlanılan kalıplaşmış söz gruplarıdır. Atasözü ise, bir gözlem ve tecrübenin sonucunda ortaya çıkmış ve zamanla herkesçe benimsenmiş bir yargıyı dile getirir. Yaşanmış birtakım olaylardan, sonraki kuşakların ders almasını sağlamaya çalışır, bir öğüt verir. Bazı deyimlerde yargı bulunsa da genelde deyimler yargısız ifadelerdir. Kısaca deyimler daha çok benzetme, kıyaslama yoluyla bir durumu açıklamak; atasözleri ise bir durum veya olayı tecrübeye dayalı bir yargıya bağlamak amacıyla kullanılırlar.
2. Atasözleri de deyimler gibi kalıplaşmış ifadelerdir. Ancak kalıplaşmanın biçiminde bazı farklılıklar vardır. Atasözlerindeki kalıplaşma deyimlere göre daha sıkıdır.
Deyimlerde yer alan sözcükler başta, ortada ve sonda birtakım değişiklikler gösterebilirler.
3. Deyimler amaç bakımından da atasözlerinden farklıdır. Deyimlerin amacı bir durumu ya da kavramı özel bir kalıp içinde çekici ve etkili bir anlatımla belirtmek
iken atasözleri öğüt verme, yol gösterme ya da tecrübe aktarma amacı güderler. Bu yönüyle bazı kalıp sözler her iki gruba da dâhil edilebilirler
Soru: Deyimler ve birleşik sözler biçim özellikleri bakımından ne gibi farklılıklar gösterirler?
Cevap: 1. Deyimi oluşturan iki sözcük kesinlikle bitişik yazılmazken, birleşik sözlerin bir
kısmı bitişik yazılır.
2. Birleşik sözcüğü oluşturan iki sözcük arasında başka hiçbir ek ya da sözcük giremezken deyimde girebilir. 3. Deyimleri oluşturan ikinci sözcük normal bir fiil olarak çekimlenir: Göz koydu,
göz koymuş, göz koyar vb. “Göz mü koyuyor” kullanımında da deyimin iki sözcüğü
arasına soru edatı getirilmiştir. Birleşik sözcükte bu mümkün olmaz.
4. Birleşik sözcüğü oluşturan iki sözcük de değiştirilemezken, deyimi oluşturan sözcüklerden biri zaman zaman değiştirilebilir.
5. Anlam bakımından da bu iki yapı birbirinden farklıdır. Deyimler derin anlama
sahip yapılar iken, birleşik sözcüklerin böyle bir özelliği yoktur
Soru: Toplumların hayatın akışı içerisinde oluşan bilge yönlerini, kazandıkları deneyimleri, dünyaya bakışlarını, anlatım yeteneklerini yansıtan ve çok uzun süre düşünce dünyasında yaşamaya devam edebîlen bir tür kalıplaşmış sözler nelerdir?
Cevap: Atasözleri
Soru: Bir atasözünün oluşup yaygınlaşması için gerekli olan koşullar nelerdir?
Cevap: Öncelikle olaylardan ders çıkarmayı becerebilen bir kişinin etrafında olup bitenleri iyi gözlemlemesi, durumu kısa, keskin, insanların zihninde yer edebîlecek bir üslupla dile getirmesi ve bunun insanlar tarafından beğenilmesi gerekir. Atasözüne konu teşkil edecek olayın toplumun geniş kesimlerini ilgilendirecek bir niteliğe sahip olması gerekir ki insanlar, durumu özetleyen söze sahip çıkıp onu sonraki kuşaklara aktarma gereği duysunlar.
Soru: Anlatım gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek amacıyla aynı sözcüğün tekrar edilmesi veya anlamları birbirine yakın veya karşıt olan ya da sesleri birbirini andıran iki sözcüğün yan yana kullanılması nedir?
Cevap: İkileme
Soru: İkilemeleri yapı yönüyle kaça ayırabiliriz?
Cevap: İkilemeleri, isimlerden ve fiillerden olmak üzere yapı yönüyle ikiye ayırabiliriz. İsim yapılı ikilemeler de kendi içerisinde sınıflandırılabilir:
Yansıma kaynaklı olanlar: Fırıl fırıl dönmek, fokur fokur kaynamak, harıl harıl çalışmak…
Eksiz olanlar: top top kumaş, deste deste para, çuval çuval un…
Çeşitli ekler alarak kurulanlar: Baş başa, üst üste, sağa sola, oradan buradan (konuşmak), dilden dile (dolaşmak), dereden tepeden (konuşmak), tepeden tırnağa (donatmak), için için (yanmak), pisi pisine (ölmek), ağzı dili (kurumak), uslu uslu (oturmak), güçlü kuvvetli (adam), günlük güneşlik (yer), arsız arsız (gülmek) gibi
Fiil kök ve gövdelerinden de birtakım eklerle ya da yalın olarak ikilemeler kullanılmaktadır: Salına salına (yürümek), dönüp dönüp (bakmak), sere serpe (uzanmak),
yatıp kalkıp (dua etmek), bilmiş bilmiş (konuşmak), koşan koşana, gelir gelmez, bitmez
tükenmez, yalvarmak yakarmak.
Soru: “ Ağız” nedir?
Cevap: Bir dilin kollarından birinin yani bir lehçesinin bir ülke ya da bölge içerisinde küçük ses farklılıklarıyla birbirinden ayrılan kollarına ağız denir.
Soru: “İstiare” nedir?
Cevap: Bir şeyi anlatmak için ona benzetilen başka bir şeyin adını eğreti olarak kullanma, eğretileme.
Soru: “Mecaz-ı Mürsel” nedir?
Cevap: Benzetme ilgisi bulunmaksızın, neden sonuç gibi türlü ilişkilerle bir sözcüğün başka bir sözcük yerinde kullanılması sanatı, ad aktarması.
Soru: İnsanın kendisi, ailesi, yakınları, içinde yaşadığı toplum, milleti, dindaşları ya da bütün insanlık için inandığı Tanrı’dan yardım istemesi, sağlık, mutluluk, refah ve huzur arzusunu bildirmek üzere yaratıcısına hitap etmesi, seslenmesi nedir?
Cevap: Alkış yani dua
Soru: İnsanlar; herhangi bir biçimde canlarını yakana, kendisine, ailesine, yakınlarına, komşularına, ülke ve milletine kötülük edenlere, kendilerini sıkıntıya düşürenlere yine din içerikli olan ve kötülük dileyen sözler söyler ve en yüce güç olarak düşündükleri Tanrı’dan bu davranışın cezasını vermesi için dilekte bulunurlarsa bu hangi kavramla açıklanır?
Cevap: Kargış yani beddua
Türkçenin Anlatım Gücü
Soru: “Kavram” nedir?
Cevap: Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı.
Soru: “Soyutlama” nedir?
Cevap: Bir nesnenin özelliklerinden veya özellikleri arasındaki ilişkilerden herhangi
birini tek başına ele alan zihinsel işlem, gerçeklikte ayrılamaz olanı düşüncede ayırma.
Soru: Dilin güzel kullanımı nasıl mümkün olur?
Cevap: Dilin güzel kullanımı; anlam inceliklerine dikkat edilerek duygu ve düşüncelerin muhatap kişi ya da kitleyi etkisi altına alacak biçimde ve dil kurallarına uygun olarak ifade edilmesidir.
Soru: “Mecaz” nedir?
Cevap: Bir sözcüğü veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.
Türkçenin Türetme Gücü
Soru: Dünya dillerinin yapı bakımından kaça ayrılır?
Cevap: Dünya dillerinin yapı bakımından başlıca bitişken (eklemeli diller), bükünlü (çekimli) diller, yalınlayan diller olmak üzere üçe ayrılır.
Soru: Türetme kavramı, dili konuşanların yeni karşılaştıkları kavramlara dil içerisinde çeşitli yollarla karşılıklar oluşturmaları biçiminde tanımlanabilir. Bu karşılık bulmada Türkçe kaç temel yol alır?
Cevap: Bu karşılık bulmada Türkçe, ekleme ve birleştirme diye adlandırabileceğimiz iki temel yol kullanır.
Ünite 7
Dillerin Zenginlik Alanları
Soru: Yapı bakımından Türkçe nasıl bir dildir?
Cevap: Yapı bakımından eklemeli dil olması dolayısıyla Türkçede yeni sözcükler, terimler türetmek çok daha kolaydır. Hiç kuşkusuz bu özellik, yalnız Türkçe için değil yapı bakımından aynı özelliğe sahip diğer diller için de geçerlidir.
Soru: Türk yazı dili ne zaman başlamıştır?
Cevap: Türk yazı dili, İkinci Göktürk Kağanlığı Dönemi’nde VIII. yüzyılın ilk yarısında dikilen Orhon Yazıtları ile başlar.
Soru: Orhon Yazıtlarında kullanılan dil hakkında kısaca bilgi veriniz?
Cevap: Bu yazıtlarda kullanılan dil son derece gelişmiştir, işlektir. Henüz yazı dili niteliğini kazanmış, yeni yazı dili olmuş bir dil gibi değildir. Kurallı bir dil bilgisinin varlığı dikkati çeker. Sözcüklerin gerçek anlamlarının yanı sıra mecaz anlamları da gelişmiştir. Orhon Yazıtları’nda deyimler, atasözü niteliğini kazanmış söz kalıpları vardır. Bir dilde deyim ve atasözlerinin oluşabilmesi için yüzlerce yılın geçmesi gerekmektedir. Üslup son derece akıcı ve sürükleyicidir. Türk edebiyatında hitabet türünün ilk örneği olmasına karşın son derece etkileyici bir anlatım söz konusudur.
Soru: Bir dildeki sözcüklerin bütünü, söz varlığını temelde neler oluşturur?
Cevap: söz dağarcığı, kelime hazinesi
Giriş
Soru: İlk yazılı kaynağımız Orhon Yazıtları’nda kullanılan ve bir bölümü Türk damgalarından gelen harflerden oluşan Göktürk yazısı hangi yazı sistemleriyle Türkçe olarak yazılmıştır?
Cevap: Mani, Soğut, Brahmi, Tibet gibi yazı sistemleriyle Türkçe yazılabilmiştir.
Türk Dilinin Dünya Dillerine Etkisi
Soru: En fazla sözcük aldığımız dil hangisidir?
Cevap: Arapça
Soru: Türkçe’den en fazla alıntı yapan dil hangi dildir?
Cevap: Sırpça
Soru: Türkçe hangi dillere sözcükler vermiştir?
Cevap: En eski dönemlerde ilişkide bulunduğumuz Çinceden başlayarak Macarcaya, Finceye, Farsçaya, Urducaya, Arapçaya, Rusçaya, Ukraynacaya, Ermeniceye, Yunancaya, Rumenceye, Bulgarcaya, Sırpçaya, Arnavutçaya, Çekçeye, İtalyancaya, Fransızcaya, İngilizceye, Almancaya sözcükler vermiştir.
Soru: Türkçe’den diğer dillere verdiğimiz sözcüklere hangi sözcükleri örnek verebilirsiniz?
Cevap: Çeşitli dillerden alıntıların Türkçeleşmiş biçimleriyle ve Türkçe aracılığıyla başka dillere geçen divan, kahve, kervansaray, kubbe, sultan gibi sözcüklerin de eklenmesiyle dünya dillerine verintilerimizin on binin üzerinde olduğu ortaya konulmuştur (Karaağaç, 2008). Yoğurt, köşk, çakal gibi bazı sözcüklerin birkaç dile birden geçtiği göz önüne alınarak her biri ayrı ayrı sayıldığında bütün dünya dillerindeki toplam verintilerimizin otuz binin üzerinde olduğu görülür.
Soru: Türkçe’den şu sözcükleri alıntıyan dil hangi dildir: arpaxhik ‘arpacık’, ashik ‘aşık kemiği’, bullgur ‘bulgur’, dizgjin ‘dizgin’, gjerdek~ gjurdek ‘gerdek’, jufkë yufka’?
Cevap: Arnavutça
Soru: Türkçe’ye Fransizca’dan geçen yaklaşık kaç sözcük bulunmaktadır?
Cevap: Türkçedeki 5.500 ’ün üzerindeki Fransızca alıntıya karşılık bu dile geçen Türkçe kökenli sözcük sayısı yüze yakındır: agha, aga ‘ağa’, doliman ‘dolama, yenleri düğmeli ve dar manşetli uzun elbise’, khan ‘han’, kiosque ‘köşk’, koumys ‘kımız’, odalique ‘odalık’.
Soru: Türk dilinin yayıldığı diğer devlet Türkçeleri nelerdir?
Cevap: Türk dilinin yayılma alanlarını belirlerken öncelikle bütün bu yazı dillerini, lehçelerini ve ağızlarını değerlendirmek gerekir. Türkiye Türkçesiyle birlikte Azerbaycan, Türkmen, Gagavuz, Özbek, Uygur, Kazak, Tatar, Başkurt, Kırgız, Karakalpak, Karaçay, Balkar, Nogay, Kumuk, Tuva, Hakas, Altay Türkçeleri ile çeşitli özellikleri bakımından Türk yazı dillerinden farklılaşarak bağımsız birer dil durumuna gelen Çuvaşça ve Yakutça, yirmi yazı dili hâlinde bu geniş coğrafyada devlet dili, resmî dil veya özerk dil olarak kullanılmaktadır.
Soru: Türkiye Türkçe’si başka hangi bölgelerde kullanılmaktadır?
Cevap: Türk yazı dilleri içerisinde en fazla konuşura sahip Türkiye Türkçesi, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde değil Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Kafkaslar’da yazı dili olarak kullanılmaktadır.
Türk Dilinin Yayılma Alanları
Soru: Pek çok ülkede yabancı dil olarak öğretilmesi Türkçeye yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu boyut neler olabilir?
Cevap: Türkçe, seksen yedi ülkede en az bir ortaöğretim kurumunda yabancı dil olarak okutulmaktadır. Kırk altı ülkede ise özel kurslarda Türkçe yabancı dil olarak öğretilmektedir. Dokuz ülkede Türkçe öğretim yapan üniversite; yirmi sekiz ülkede de Türkçenin öğretildiği, dil bilgisi ve dil bilimi çalışmalarının yürütüldüğü enstitü, bölüm veya merkez bulunmaktadır (Akalın, 2009).
Soru: Ahıska Türkçe’si nerelerde konuşulmaktadır?
Cevap: Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye
Soru: Moldova (Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi), Ukrayna, Bulgaristan, Kazakistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye, Yunanistan’da konuşulan Türk dili hangisidir?
Cevap: Gagavuz
Soru: Nogay Türkçe’si nerelerde konuşulmaktadır?
Cevap: Rusya Federasyonu (Dağıstan, Çeçen-İnguş, Karaçay-Çerkez
cumhuriyetlerinde), Bulgaristan, Kazakistan, Romanya, Türkiye, Ukrayna
Soru: Uygur Türkçe’si nerelerde görülmektedir?
Cevap: Çin, Kazakistan, Afganistan, Kırgızistan, Moğolistan, Rusya Federasyonu, Tacikistan
Soru: Türkmen Türkçe’sinin en çok konuşulduğu ülkeler hangileridir?
Cevap: Türkmenistan, İran, Irak, Afganistan, Kazakistan, Özbekistan, Rusya Federayonu, Suriye, Tacikistan, Türkiye
Soru: Türkçe’nin dünyanın her bir bölgesinde konuşulmasının nedeni/leri nelerdir?
Cevap: Günümüzden elli yıl önce çalışmak amacıyla Avrupa’nın çeşitli ülkelerine giden vatandaşlarımız sayesinde Türkiye Türkçesinin yaygınlık alanı daha da genişlemiştir. Çeşitli dönemlerde Arabistan yarımadasındaki ve Kuzey Afrika’daki ülkelere, Güney ve Kuzey Amerika kıtasında başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelere ve Avustralya’ya yerleşen konuşurları sayesinde, bugün Türkçe dünyanın dört bir köşesinde konuşulan, kullanılan dil konumuna ulaşmıştır.
Uydudan yapılan radyo ve televizyon yayınları, ağ ortamındaki yayımcılık, yurt dışında da yayımlanan gazeteler ve dergiler, yabancı ülkelerde açılan öğretim kurumları ve kurslar aracılığıyla bugün Türk dili geniş bir coğrafyada, etkin bir biçimde varlığını sürdürmektedir.
Ünite 8
Giriş
Soru: 1980’lerin ortalarında UNESCO, hazırladığı bir raporda Türkçenin konuşucu bakımından dünyanın kaçıncı büyük dili olduğunu açıklamıştır?
Cevap: Beşinci
Soru: Türk dilinin çeşitli kollarını konuşan kaç insan bulunmaktadır?
Cevap: Kesin nüfus sayımı sonuçlarına dayanmasa da Türk dilinin çeşitli
kollarını konuşan 200 milyonu aşkın insan bulunduğu sanılmaktadır.
Sorun Dilde mi Konuşurlarda mı?
Soru: “Söz varlığı” ne demektir?
Cevap: Söz varlığı, bir dildeki, bir eserdeki sözcüklerin, deyim ve atasözlerinin bütünü.
Soru: Türkçede dilin sorunları hangi alanlarda ortaya çıkar?
Cevap: Türkçede bazı sözcüklerin yanlış söylenmesi ve yazılması, bazı sözcüklere yanlış anlamlar yüklenmesi; konuşma dilinde ve yazı dilinde cümledeki ögeler arasındaki uyumsuzlukların yol açtığı anlatım bozukluklarının yanı sıra olur olmaz her yerde yabancı kökenli sözcüklere yer verilmesi, iş yerlerinde, ürünlerde yabancı adlar kullanılması genellikle dilin bir sorunu olarak algılanmaktadır.
Soru: Dili etkileyen unsurlar nelerdir?
Cevap: Kültürler arasındaki sınırların ortadan kalkması, kitle iletişim araçlarının uydular
aracılığıyla dünyanın her yerini kapsama alanlarına alması, sanal ortamda sınırsız erişim dünyadaki pek çok ülkeyi, kurumu, düşünceyi etkilediği gibi dilleri de etkilemiştir. Bir ülkede gösterime giren bir film, bir dizi kısa sürede başka ülkelerde de seyirciye ulaşmakta, bir ülkede yayımlanan bir kitap piyasaya çıktığı günlerde diğer ülkelerde de satışa sunulabilmekte, sanal ortamdaki gazetelere ve dergilere dünyanın her yerinden erişilebilmekte, herhangi bir ülkede yaşanan olaylar televizyon yayınları aracılığıyla başka ülkeleri de etkileyebilmektedir. Son yıllarda ise “sosyal medya” diye de adlandırılan toplumsal iletişim
ortamı kullanılarak kitleler harekete geçirilebilmekte, dünya siyasetine yön verilebilmektedir.
Soru: Bir yabancı sözcük bir dile hangi süreçte yerleşir?
Cevap: Geçmişte bir yabancı sözcüğün bir dile yerleşmesi yıllar, yüzyıllar alırken bugün artık bir yabancı sözcük birkaç dakika içinde kullanım alanı kazanmakta, kitle iletişim araçları ve basın yayın organları sayesinde de birkaç gün içinde dile yerleşmektedir. Bu etkilenmeyi yalnızca sözcük veya terim ölçeğinde düşünmemek gerekir. Düşünce kalıpları, çoğu zaman söylemler hâlinde bir dilden bir başka dile geçmektedir.
Soru: İngilizce diğer dilleri nasıl etkilemektedir?
Cevap: Günümüzde en geçerli ve yaygın yabancı dil niteliğini kazanmış olan İngilizce, pek çok dili etkilemektedir. İngilizce sözcükler dillere geçmekte ve onların söz varlığına yerleşmektedir. İngilizcenin dünya pazarında kendisini kabul ettirmesi sonucunda başka ülkeler de ürettikleri ürünlere İngilizce adlar vermektedir. İş yerleri, işletmeler, daha kaliteli ürünler sattıklarını, evrensel olduklarını göstermek için yabancı adlar almakta tereddüt göstermemektedir.
Soru: Dünya dillerini etkileyen İngilizce, özellikle Amerikan İngilizcesi hangi dilden etkilenmektedir?
Cevap: Dünya dillerini etkileyen İngilizce, özellikle Amerikan İngilizcesi, İspanyolcadan etkilenmektedir.
Türkçenin Kullanımında Yaşanan Sorunlar
Soru: Gündelik dilde, öğretim hayatında, kitle iletişim araçlarında ve sosyal medyada Türkçenin kullanımında yaşanan sorunların başında hangi sorun gelmektedir?
Cevap: Türkçeye karşı kayıtsızlık ve duyarsızlık, toplumda Türkçe bilincinin gereğince yaygınlaşmamış olması gelmektedir.
Soru: Türkçe geçmişte hangi dillerin etkisinde kalmıştır?
Cevap: Kültür etkilenmesini ve bunun sonucunda yabancı dillerden etkilenme olumsuzluğunu geçmişte de yaşamış olan Türkçe, Arap ve Fars kültürü ile etkileşim sonucunda Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmıştı.
Soru: Radyo ve televizyon yayımları Türkçe açısından nasıl sorunlar ortaya çıkarmıştır?
Cevap: Radyo ve televizyon yayımlarının yaygınlaşması, dinleme ve izleme oranlarının yükselmesi Türkçe açısından olumlu ve yararlı bir gelişme olması gerekirken yeni sorunlar ortaya çıkarmıştır. Söyleyiş bozuklukları, cümle düşüklükleri, yanlış sözcük kullanma, Türkçenin söz varlığında bulunmayan yabancı sözcüklere yer verme, kaba dil ve argo gibi olumsuzluklar radyo ve televizyon yayınlarında sınırsızca yapılınca bu yanlışlar toplumun, özellikle de genç kuşakların diline yerleşmiştir.
Soru: 1990 yılında başlayan özel yayımcılıkta Türkçenin kullanımı ile ilgili nasıl sorunlar tespit edilmiştir?
Cevap: Özel radyo ve televizyonlarda Türkçenin bozuk bir biçimde kullanıldığına, sık sık yabancı kökenli sözcüklere ve kaba sözlere yer verildiğine tanık olunmuştur.
Dizilerin, filmlerin, haber ve magazin programlarının dilindeki yozlaşmanın yanı sıra müzik ve reklam dili de benzer biçimde değişime uğramıştır.
Soru: “ Sosyal medya” kavramı nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Ağ ortamında geliştirilen uygulamalar günümüzde yeni bir iletişim biçimi olan toplumsal iletişim ortamını doğurmuştur. Haberlerin, görüşlerin, düşüncelerin yayıldığı; ses ve görüntü dosyalarının paylaşıldığı bu yeni ortam sosyal medya olarak adlandırılmaktadır.
Soru: Sosyal medyada dil kullanımı açısından ne gibi olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır?
Cevap: Sınırlı sayıda harfin kullanılabildiği ortamlarda sözcüklerde ünlü
harfleri yazmadan yalnızca ünsüzlerle yazışma, büyük harf ile ilgili kurallara aykırılık, sözcüklerin yazımında özensizlik gibi olumsuzluklar dikkat çekmektedir.
Soru: Sosyal medyadaki yazışmaların, ses ve görüntü paylaşımının Türkçenin kullanımını etkileyeceği göz önünde bulundurulmalı ve bu yeni ortamda hangi kurallara dikkat edilmelidir?
Cevap: Bu yeni ortamda yazım (imla) ve söyleyiş kurallarına uyulmalıdır.
Soru: “Söyleyiş” nedir?
Cevap: Söyleyiş, telaffuz, sesletim, söyleniş olarak da adlandırılan ve bir sözcüğün ses, hece, ton, vurgu bakımından söylenme biçimi olarak tanımlanan dil bilgisi
terimi.
Soru: Ülkemizde yazım kurallarını belirleme ve yazım kılavuzu hazırlama görevi hangi kuruma verilmiştir?
Cevap: Türk Dil Kurumuna verilmiştir.
Soru: Sözcüklerin, eklerin yazılış biçimlerinden oluşan yazım kurallarını ve sözcüklerin, özel adların, kısaltmaların bu kurallara göre yazılış biçimlerini alfabetik bir sıra içerisinde veren, noktalama işaretlerinin kullanım alanlarını gösteren kaynak eser hangisidir?
Cevap: Yazım Kılavuzu
Soru: Bugün Türkçenin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun, yabancı dillerin, özellikle de İngilizcenin, Türkçeyi olumsuz olarak etkilemesidir. Bu etki hangi sorunlara yol açmaktadır?
Cevap: Bu etki yalnızca alıntı sözcüklerin olur olmaz her yerde kullanılmasıyla sınırlı kalmamakta, Türkçenin seslerinin, yazım biçimlerinin, yapısal özelliklerinin, söz dizimi niteliğinin değişmesine, bozulmasına yol açmaktadır.
Soru: Bir dilin bilim dili olarak gelişmesinde başlıca etken nedir?
Cevap: Bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan sözcükler olan terimlerin dilin öz kaynaklarından beslenmesi o dilin bilim dili olarak gelişmesinde başlıca etkendir.