Anadolu Kültür Tarihi - Sorularla Öğrenelim
Anadolu Kültür Tarihi - Sorularla Öğrenelim
Ünite 1
Soru: Paleolitik Dönemin özellikleri nelerdir?
Cevap: Prehistoryada ilk İnsan türü ve aletlerin ortaya çıkması ile yaklaşık olarak 2,5 milyon yıllık dönemi kapsayan, insanların avcılık ve besin toplayıcılığı ile geçindiği dönem.
Soru: Prehistorya ne demektir? Genel olarak özelliklerini açıklayınız.
Cevap: Prehistorya, yani tarih öncesi, yazılı tarihin bAşlangıcından önceki döneme verilen addır. İnsanlık tarihinin %99’u bu döneme ilişkindir. İnsanoğlunun geçmişi 1 milyon yıldan daha eskiye dayanmasına rağmen, insanlar 5000 yıl öncesine kadar herhangi bir metin yazmamışlardır.
Soru: Jeolojik devirler açısından Paleolitik dönem Türkçede sık kullandığımız şekli ile dördüncü jeolojik zaman (Kuaterner) içerisinde yer alır. Diğer jeolojik devirlere göre en kısa süren dördüncü jeolojik devir olan Kuaterner’in çok önemli iki özelliği vardır. Bunlar nelerdir?
Cevap: Kuaterner’in çok önemli iki özelliği vardır. Bunlar içinde buzul ve buzul arası
iklim dönemlerini barındırması ve daha önce de bahsettiğimiz şekli ile Paleolitik
dönemin de bu devir içinde olması dolayısıyla insanın bu jeolojik devirde ortaya
çıkmasıdır.
Soru: Paleolitik dönem yaklaşık 2 milyon yılı kapsayan ve insanlık tarihinin başlangıcını içinde barındıran 4 evreye ayrılır. Bu evreler nelerdir?
Cevap: Paleolitik dönem yaklaşık 2 milyon yılı kapsayan ve insanlık tarihinin başlangıcını içinde barındıran, Alt Paleolitik, Orta Paleolitik, Üst Paleolitik ve Epi-Paleolitik olarak 4 evreye ayrılan, insanın tarihinin en uzun dönemidir.
Soru: Obsidyen nedir?
Cevap: Obsidyen (volkan camı): Tarih öncesi dönemlerde yontmataş alet teknolojileri
içinde önemli bir yeri olan, kesici özelliği yüksek, renk olarak kahverengi,
siyah, yeşil veya şeffafa yakın olabilir.
Soru: Homo Habilis’i Hominid’lerden ayıran en belirgin özellik nedir?
Cevap: Alt Paleolitik Dönem’de, insanoğlu hominid (insansı) ailesinden sıyrılarak, iki ayağı üzerinde dik duran ve bu özelliğin ellerine getirdiği serbestlik ile de ellerini kullanarak alet üretebilen insan haline gelmiştir. Bu ilk insan türüne Homo Habilis (becerikli insan) ismi verilmiştir.
Soru: “Kromanyon insanı”nın genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Günümüzden Önce (GÖ.) 45.000-17.000 yılları arası dönem Anadolu’da Üst Paleolitik dönemdir. Bu dönemin erken evrelerinde Neandertaller ile modern insanın atası diyebileceğimiz, anatomik ve davranış örüntüsü açısından bize çok benzeyen, Kromanyon insanı adı verilen modern insan toplulukları bir kaç bin
gibi böyle uzun dönemler için kısa sayılabilecek bir zaman sürecinde ayrı yerlerde Avrupa coğrafyasında beraber yaşamış gözükmektedir.
Soru: Dilgi ne demektir?
Cevap: Dilgi: Çakmak taşından veya obsidyenden, uzunluğu genişliğinden iki kat fazla
olan yontma taş alet tipi.
Soru: Holosen ne demektir?
Cevap: Holosen: Buz devri olarak da bilinen Pleistosen dönemin bitişiyle başlayan daha
sıcak, ılıman iklim koşullarının oluştuğu dönem. Okyanus yüzey sıcaklıkları artmış, buzullar kutuplara doğru çekilmiş, bitki çeşitliliği artmıştır.
Soru: Neolitik Dönemi, günümüz kültürünü oluşturan öğelerin tamamının, sürekli
olarak şekil değiştirdiği, dinamik ve aynı zamanda yeni arayışların da olduğu bir süreç olarak düşünmeliyiz. İnsanoğlunun tarihsel gelişim sürecinde
ilk önemli sıçrama noktasını oluşturan bu yaşam tipinin genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Bu dönemde insanoğlunun tarihsel gelişim sürecinde ilk önemli sıçrama noktasını oluşturan bu yaşam tipi, avcı ve toplayıcı toplumların zamanla üretici konumuna gelmelerine ve göçebeliği terk ederek yıl boyunca iskân edilen ilk sürekli yerleşmelerin kurulmasına temel oluşturmuştur.
Soru: Çatalhöyük Yerleşmesi hangi yönüyle döneminin inanç dünyasını yansıtan en iyi örnektir?
Cevap: Çatalhöyük yerleşmesi, Seramikli Neolitik dönemde (MÖ 7. bin) Orta Anadolu yaylasında inanç dünyasını en iyi yansıtan örnekleri barındırır. Sıra dışı duvar resimleri, kabartmalar, figürinler, ölü gömme adetleri, yoğun nüfusu ile Çatalhöyük bir kent görünümündedir. Yerleşmenin evlerinde mimari bir bütünlük içerisinde, evsel etkinliklerin yanında kült faaliyetlerinin de uygulandığından söz edilebilir. Çatalhöyük duvar resimlerinde doğa ile insan ilişkisi bağlamında, büyük yabani hayvanların kızdırılması ve avlanma ritüeli sahneleri gibi tasvirleri görürüz. Bu sahnelerde insan figürleri boğa veya geyiklerin üstünde ve altında, kolları havada ve vücutları hareketli olarak atlarken veya sıçrarken gösterilmiştir. Bazı sahneler insanları sıralar hâlinde betimlerken, bazıları daha düzensiz resmeder. Bazı dikkat çeken örneklerde, geyik, sığır, ayı, yaban domuzu, yaban eşeği, aslan ve kurt tasvirleri, genellikle 20, 40 kişilik insan topluluklarıyla birlikte resmedilmiş olarak görülür.
Soru: Anadolu için ilk, orta ve son kalkolitik çağ olarak adlandırılan dönemler nelerdir?
Cevap: Anadolu için ilk, orta ve son kalkolitik çağ olarak adlandırılan dönemler, Doğu Anadolu’da Halaf, Obeyd, Uruk Dönemleri olarak da adlandırılır.
Soru: Halaf Kültürü Yerleşmeleri nerelerdir?
Cevap: Adını Tell Halaf, Suriye kazı alanından alan ve İlk Kalkolitik Çağı temsil eden Halaf kültürünü tanıdığımız
yerleşmeler arasında, Sakçagözü, Yumuktepe, Giriki Haciyan, Değirmentepe, Tülintepe, Fıstıklı Höyük ve büyük bir merkez olduğu anlaşılan Domuztepe sayılabilir.
Soru: “Tholos” nedir?
Cevap: Halaf yerleşmelerinde karşılaştığımız diğer bir dikkat çekici olgu, “tholos” adı verilen, ana mekanları daire biçimli ve giriş kısımları dörtgen bir koridor şeklinde planlanmış yapılardır. Yüksek ihtimal ile bu yuvarlak yapıların üst taraflarının günümüzde (Urfa) Harran evlerindeki gibi kubbeyle örtülmüş olduğu tahmin edilmektedir. Bu yapılar Kuzey Suriye’den Toroslara uzanan bütün Halaf yerleşmelerinde karşımıza çıkmaktadır. Son Halaf Dönemi, oldukça kısa süren bu kültürün doruk noktasını temsil eder ve Güney Mezopotamya etkilerinin bu bölgeye girmeye başladığı bir süreci temsil eder. Bu dönemin Halaf-Obeyd geçiş dönemi olarak da adlandırılmasının nedeni budur.
Soru: Geç Kalkolitik dönemde, en iyi incelenmiş ticari istasyon neresidir?
Cevap: Geç Kalkolitik dönemde, en iyi incelenmiş ticari istasyon, Güneydoğu Anadolu’daki Siverek (Urfa) yakınlarındaki Hassek Höyük’tür. Etrafı 2 km. kalınlığında bir surla çevrili sitadel (kale) ve eteklerindeki aşağı kentten oluşan höyüğün 5. tabaka yerleşmesi, yaklaşık MÖ 3400’e tarihlenen tipik bir Uruk sınır istasyonu görünümündeydi. Korunmalı bir kapıyla girilen etrafı surla çevrili yerleşmenin orta yerinde ortadaki merkezi salonu ve onu çevreleyen güney Mezopotamya’da gelişen ve yayılan Geç Uruk geleneğinde üç parçalı plan özelliği taşır. Hassek Höyük ve bir yandan Hacı Nebi (Birecik) yerleşmeleri, MÖ. 3. Binyıl başına kadar devam etmektedir. Kolonileşme olgusu daha çok Orta Fırat bölgesiyle sınırlı kalmış gözükmektedir.
Soru: “Anadolu Uygarlığı” tanımına uygun bir kültürel birliğin doğuşuna zemin hazırlayan etken başlıca ne olarak görülebilir?
Cevap: Doğu tarafından yüksek dağlar ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Orta ve Batı Anadolu’nun konumu, bölgeye dışarıdan insan topluluklarının ve kültürel etkilerin girmesini zorlaştırmaktadır. Bu bölgede “Anadolu Uygarlığı” tanımına uygun bir kültürel birliğin doğuşuna zemin hazırlayan etken en başta budur.
Soru: Yaklaşık MÖ. 3000’de başlayan İlk Tunç Çağı’nın genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Yaklaşık MÖ. 3000’de başlayan İlk Tunç Çağı, pek çok bölgede kültürlerin sıçrama yapmadan düzenli bir şekilde geliştiği, hatta bazı bölgelerde daha durağan bir kültür gelişiminin görüldüğü bir dönem olarak 1000 yıllık bir süreci kapsar. Tarih öncesinde yer alan her çağ, sosyal, kültürel ve teknolojik yapıların oluşturulduğu yeni bir gelişmeye sahne olmuştur. İlk Tunç Çağı, Anadolu’da metalürjinin gelişimini tamamladığı, kentleşmenin meydana çıktığı ve etrafları sur ile çevrili ilk kent yerleşmelerinin görüldüğü, doğu batı doğrultusunda ticaret güzergahlarının geliştiği bir dönemdi ifade eder. Bu gelişmelerin en önemli nedenleri, tunç madenciliğinin beraberinde getirdiği ticaret ve zenginleşme başta olmak üzere, Mezopotamya’da MÖ. 4. binin sonunda ortaya çıkan, yazıyı kullanan devletlerin (Uruk) gelişiminin etkileridir.
Soru: İlk Tunç Çağı’nda madencilik süreci, çıkarmadan işlemeye kadar üç
geniş aşamayı kapsamaktadır. Bu süreçler nelerdir?
Cevap: Madencilik süreci, çıkarmadan işlemeye kadar üç geniş aşamayı kapsamaktadır: Bu süreçler hammaddenin elde edilmesi, madeni eşya yapımı (dövme, eritme, döküm ve kalıplama) ve nesnelerin kullanımı şeklindedir.
Soru: Tabakalanmasının sistematik şekilde belgelenmesi nedeniyle arkeoloji biliminin ilk sistematik kazısı nedir?
Cevap: İsmi arkeoloji dünyasın içinde sürekli polemikler ile anılan Heinrich Schliemann tarafından, ilk olarak 1870 yılında kazılmaya başlayan Troia (Hisarlık Tepe) yerleşmesi ile başlamak uygun olacaktır. Burası tabakalanmasının sistematik şekilde belgelenmesi nedeniyle arkeoloji biliminin ilk sistematik kazısı sayılır. Troia yerleşmesi bir asrı aşan detaylı araştırma tarihçesi, Batı medeniyetinin temelini oluşturan Hellen ozanı Homeros’un İliada destanına konu olması, Kuzeybatı Anadolu ile Ege Dünyası arasında boğazı tutan stratejik konumu, Batı Anadolu’daki zengin buluntuları vermesi ve ilk kent örneği olması gibi çeşitli nedenlerden dolayı, Anadolu arkeolojisinde çok önemli bir yer tutmaktadır.
Soru: Anadolu’da en az araştırılmış dönemlerden biri nedir ve bu hangi bölgeleri kapsamaktadır?
Cevap: Anadolu’da en az araştırılmış dönemlerden birisi İTÇ.I’dir. Özellikle Orta Anadolu’nun, bu dönem ile alakalı kültür grupları ve kronolojisi oldukça az bilinmektedir. Batı Anadolu bölgesinde, bir önceki dönemde şekillenen kültür alanlarının sınırları daha belirgin bir duruma gelmiştir. Bu kültür alanlarından, Beycesultan İTÇ.I Kültür Bölgesi, kabaca Denizli, Uşak, Afyon Kütahya ve Akşehir bölgelerini içinde barındıran oldukça geniş bir coğrafyada görülmektedir. İç Kuzeybatı Anadolu bölgesinde ise, Doğu Marmara’da İznik ve Eskişehir
bölgesinde de Frigya Kültür Bölgesinin ortaya çıktığı görülür. Eskişehir’de Demircihöyük ve Frigya Vadisinde de Küllüoba, Frigya Kültür Bölgesi ile ilgili olarak başından itibaren söz konusu olan yerleşmelerdir.
Ünite 2
Soru: Protohistorik dönemde yaşayan bir toplumun genel özelliği nedir?
Cevap: Eğer bir toplum kendisiyle ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına gelmemiş, fakat çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını bilen başka toplumların belgeleri o
toplumla ilgili bilgi veriyorsa, bu toplum protohistorik dönem yaşıyor demektir.
Soru: Hitit Kültürü arkeolojik olarak hangi çağda yer alır?
Cevap: Anadolu’da Erken Tarihi Dönemler ve Hitit Kültürü arkeolojik olarak Tunç Çağı içinde yer alır. Tunç Çağı da kendi içinde Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç ana başlık içinde değerlendirilir.
Soru: “Eski Yakındoğu’da Mısır istisna olmak üzere büyük güçlerin yaklaşık 2 bin yıl boyunca kullanacağı çivi yazısı bir hece yazısıdır.” Çivi yazısı hangi yüzyılda kimler tarafından icat edilmiştir?
Cevap: Eski Yakındoğu’da Mısır istisna olmak üzere büyük güçlerin yaklaşık 2 bin yıl boyunca kullanacağı çivi yazısı bir hece yazısıdır ve MÖ. 4. bin yılın ikinci yarısında Sümerli rahipler tarafından icat edilmiştir.
Soru: Anadolu’nun Erken Tunç Çağı’nda henüz yazıyla tanışmamasına rağmen o dönem hakkında nasıl fikir sahibi olunabilmektedir?
Cevap: Anadolu, Erken Tunç Çağı’nda henüz yazıyla tanışmamıştı ancak arkeolojik kazıların gösterdiği üzere nispeten güçlü yerel krallıklar ortaya çıkmaya başlamıştı. Anadolu’nun bu dönemi hakkında arkeolojik kazıların yanı sıra, Mezopotamya’da yazıyı kullanmaya başlamış olan devletlerin Anadolu hakkındaki imaları sayesinde de bilgi edinmek mümkün olabilmektedir.
Soru: MÖ. 2350 yılları itibariyle Kral Sargon önderliğinde kurulan Mezopotamya’nın ilk merkezi krallığı nedir?
Cevap: Mezopotamya’nın ilk merkezi krallığı Akad, MÖ. 2350 yılları itibariyle Kral Sargon önderliğinde kurulduğu zaman Anadolu da kaçınılmaz bir şekilde Akad krallarının yayılım sahası içinde yer aldı. Çünkü Anadolu’nun zenginliği Mezopotamya’nın yoksun olduğu ve ihtiyaç duyduğu; altın, gümüş, bakır, taş, kereste, vb. hemen her şeyi karşılıyordu.
Soru: MÖ. 2350 yılları itibariyle Kral Sargon önderliğinde kurulan Mezopotamya’nın ilk merkezi krallığı nedir?
Cevap: Mezopotamya’nın ilk merkezi krallığı Akad, MÖ. 2350 yılları itibariyle Kra Sargon önderliğinde kurulduğu zaman Anadolu da kaçınılmaz bir şekilde Akad krallarının yayılım sahası içinde yer aldı. Çünkü Anadolu’nun zenginliği Mezopotamya’nın yoksun olduğu ve ihtiyaç duyduğu; altın, gümüş, bakır, taş, kereste, vb. hemen her şeyi karşılıyordu.
Soru: “Stel” ne demektir ve neyi simgeler?
Cevap: Kralların diktirdiği steller, bölgedeki egemenliklerinin sembolüydüler. Stel üzerine işlenmiş kral imajı sayesinde kral bir bakıma “burası benim bölgem” diyordu; steldeki yazılarla ise kral olduğunu belgeliyor, prestijini sağlamlaştırıyordu.
Çünkü yazı o dönemde sadece kraliyetin tekelindeydi ve sıradan insanların kullandığı ve bildiği bir iletişim aracı değildi. Yazıyı görenler stelin bir krala ait olduğunu idrak ediyorlardı ve büyük olasılıkla tasvirdeki detaylar sayesinde kralın kim olduğunu biliyorlardı.
Soru: Asur şehrinin en önemli özellikleri nelerdir?
Cevap: Orta Tunç Çağında bugünkü Musul yakınlarında bulunan Asur şehri bir krallık olarak tarih sahnesinde yerini almıştı ve Yakındoğu ticaretinde önemli bir rol üstlenmişti. Şehrin en önemli özelliği, stratejik bir noktada yer alması ve bu sayede tüccar için merkezi bir konum elde etmesiydi.
Soru: Orta Tunç Çağı’nda Asur’dan gelen tüccarlar Anadolu’da varlık gösteren krallıklara güçlü silahlar ve lüks tüketim malları sağlıyorlardı. Akad çağında başlamış olan tüccar geliş-gidişleri daha sistemli hale geldi. Tüccarlar hukuki bazı yükümlülükler dışında Asur kralına doğrudan bağlı olmaksızın serbest ticaret yapıyorlardı. Sistem, Anadolu’nun yerel krallarının saraylarını çevreleyen surların dışında kurulan karum ve wabartum örgütlenmeleri sayesinde işlemeye başladı.
Karum ve wabartum neyi simgelemektedir?
Cevap: Karum: Akadça’nın Eski Asur lehçesinde “rıhtım” anlamına gelir ve Asurlu tüccarların Anadolu’da kurdukları kolonilere verilen isimdir. Kolonilerin çoğunlukla iç bölgelerde, denizden uzak yerlerde kurulmuş olmasına rağmen “rıhtım” olarak adlandırılması eskiden beri sürdürüle gelmiş olan nehir ticaretine bir gönderme olmalıdır.
Wabartum: “Misafir” anlamı taşır ki, büyük olasılıkla Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki kervansaraylar gibi tüccarların konakladıkları, mal depolayıp, sevkiyat yaptıkları ara istasyon işlevi taşımaktadırlar.
Soru: Karum’ların merkezi, eski adı Kaniş olan yerleşim günümüzde nerede yer almaktadır?
Cevap: Karum ve wabartum’ların Anadolulu kralların saraylarının hemen yakınında kurulmuş olmaları, krallarla tüccarların arasında bir bağ olduğunu açıkça ortaya koyar. Karum’ların merkezi, eski adı Kaniş olan, bugünkü Kayseri Kültepe’dir.
Soru: Kültepe’nin diğer karumlar arasındaki önemi nedir?
Cevap: Karum’ların merkezi, eski adı Kaniş olan, bugünkü Kayseri Kültepe’dir. Diğer
karum’ların hepsi merkez karum’a bağlıydı ve her türlü meselede son karar mercii Kaniş karum’u idi. Kültepe kazılarında ele geçen çivi yazılı kil tabletler Asurlu tüccarların Anadolu’daki faaliyetlerini gözler önüne seren bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır.
Bu tabletlerin büyük çoğunluğu tüccarların evlerindeki kişisel arşivlerinde ele geçmiştir.
Tabletler sayesinde Anadolu’da yaklaşık 40 tane karum ve wabartum olduğu anlaşılmıştır. Bunların
içinde Hahhum, Hattuş, Kaniş, Mama, Wahşuşana, Puruşhattum, Şalatuwara ve Zalpa gibi yerel
krallıkların yanında kurulanlar en çok bilinenleridir.
Soru: Anadolu’nun Orta Tunç Çağı-Asur Koloni Döneminde para ekonomisi olmadığı için alım satımlar genellikle gümüş üzerinden ve bazen de altınla yapılıyordu. Her türlü malın fiyatının belirlenmesinde kullanılan, bu madenlere uygulanan ağırlık ölçüleri ne olarak adlandırılıyordu?
Cevap: Anadolu’nun Orta Tunç Çağı-Asur Koloni Döneminde para ekonomisi olmadığı için alım
satımlar genellikle gümüş üzerinden ve bazende altınla yapılı yordu. Her türlü malın fiyatı
bu madenlere (kalıba dökülmüş külçeler ya da ince levhalar şeklinde) uygulanan talent, mina
ve şekel olarak adlandırılan ağırlık ölçüleri esas alınarak belirleniyordu.
Soru: Anadolu’nun Orta Tunç Çağı-Asur Koloni Döneminde her türlü yazışmada ve mektuplaşmalarda,
hatta Anadolulu krallarla yapılan anlaşmalarda kullanılan dil nedir?
Cevap: Her türlü yazışmada ve mektuplaşmalarda, hatta Anadolulu krallarla yapılan anlaşmalarda
kullanılan dil Akadça’nın Eski Asur lehçesidir. Anadolu’da yazılı belge düzenlemek konusunda
uzmanların da öncelikle Asurlu tüccarlar olduğu net olarak görülebilir.
Soru: “Bulla” ne demektir?
Cevap: Asurlu tüccarlar işlerini bir aile şirketinin esaslarına uygun şekilde yürütüyorlardı. Tüccarın Asur’daki yakını (karısı, kız ya da erkek kardeşi) malların Asur’dan eşeklere yüklenmesi görevini üstleniyordu. Eşeklere yüklenen mallar torbaların içine yerleştiriliyor ve ağızları bağlanıyordu. Kaniş’e varıncaya kadar açılmamalarını garanti altına almak için bağlar bir kil topakla sağlamlaştırılıyor ve kilin üzerine mühür basılıyordu. Bu tür mühür baskılı kil topaklarına bulla denilmektedir.
Soru: Riton ne demektir?
Cevap: Tapınılan tanrı/tanrıçaların kutsal hayvanları biçiminde olan ve dini törenlerde içki sunumu ve dağıtımı için kullanılan
kaplara verilen addır.
Soru: Eski Yakındoğu’da Geç Tunç Çağı’nda Anadolu’da belirleyici siyasi güç hangi devlet olmuştur?
Cevap: Eski Yakındoğu’da Geç Tunç Çağı’nda Anadolu’da belirleyici siyasi güç Hitit Devleti olmuştur. Hitit Devleti Anadolu’nun ilk merkezi krallığıdır ve Anadolu’da daha önce varlık göstermiş olan yerel krallıkları tek çatı altında toplamış ve sınırlarını Anadolu dışına taşacak kadar genişletmiştir. Devletin tarihi, prensip olarak “Eski Krallık” ve “İmparatorluk” olmak üzere iki ana başlık altında incelenmektedir.
Soru: T/Labarna ve Tavananna ne anlama gelmektedir?
Cevap: T/Labarna: Hitit Büyük Kralı
Tavananna: Hitit Büyük Kraliçesi
Soru: “ Hieros gamos” neyi simgeler?
Cevap: Eski Hitit Dönemi kült vazolarındaki evlilik sahnesi, tanrı ve tanrıçayı birleştiren hieros gamos “kutsal evlilik” olarak tanımlanmaktadır. Eski Yunan mitolojisinde konu edilen Zeus ve Hera evliliğinin öncülüdür.
Soru: Hitit İmparatorluğu’nun yıkılması, deniz kavimlerinin son darbeyi vurmasıyla gerçekleşmiştir ve Anadolu, yaklaşık 300 yıl süren bir karanlık çağ yaşamıştır. Bu dönemde “Geç Hitit Krallıkları” olarak adlandırılan yapılanmalar hangi adlarla anılmaktadır?
Cevap: Deniz Kavimlerinin son darbeyi vurduğu yıkım sonrasında Anadolu, yaklaşık 300 yıl süren bir karanlık çağ yaşadı. Anadolu’nun batı ve güneyindeki Luwi halkının Güneydoğu Anadolu bölgesine hareket ettiği ve karanlık çağın sonlarında burada “Geç Hitit Krallıkları” olarak adlandırılan bir yapılanmanın oluştuğu göze çarpmaktadır. Suriye bölgesinden Anadolu içlerine kuzeye hareket eden Aramiler de Anadolu halklarına karıştılar ve Geç Hitit Krallıkları arasında yer aldılar.
Soru: “Cella” ne demektir?
Cevap: Cella, tapınağın ana bölümünde genelde tanrı/tanrıça heykellerinin yerleştirildiği en kutsal odası olarak adlandırılır.
Soru: Alfabetik sistemi geliştiren, bugün Doğu Akdeniz limanları-çoğunlukla Lübnan Ülkesi sınırları içinde yer alan topluluğun adı nedir?
Cevap: Alfabetik sistemi geliştirenler bugün Doğu Akdeniz limanları-çoğunlukla Lübnan Ülkesi sınırları içinde yer alan Fenikeli tüccarlardır. Tunç Çağı’nın sona ermesinden önce parlak bir liman şehri olan Ugarit’te çivi yazısı işaretleri sadeleştirilip 30 işarete kadar düşürülmüştür. Fenikelilerin sistemi Ugarit’den devralıp ve kendilerine uyarladıkları düşünülmektedir. Bugünkü Arap, Yunan ve Latin alfabesinin kökleri bu işaretlere yani çivi yazısına dayanmaktadır.
Ünite 3
Soru: Anadoluda MÖ. 1200 yılından itibaren sona eren Tunç çağlarını hangi dönem takip etmiştir?
Cevap: Anadolu MÖ. 1200 yılından itibaren Demir Çağı denilen yeni bir döneme girmiş ve Tunç çağları sona ermiştir.
Soru: Urartuların MÖ. 9. yüzyılın ortalarından MÖ. 7. yüzyılın sonlarına kadar kurdukları güçlü krallığın merkezi neresidir?
Cevap: Urartular MÖ. 9. yüzyılın ortalarından MÖ. 7. yüzyılın sonlarına kadar Van Gölü’nün doğu kıyısında yer alan Tuşpa (Van Kalesi) merkez olmak üzere güçlü bir krallık kurmuşlardır.
Soru: Assur baskısının artması üzerine beyliklerin bir araya gelerek oluşturdukları Urartu Krallığı hangi dönemde kurulmuştur?
Cevap: Assur Krallığı bölgede sürekli bir egemenlik kurma düşüncesinde olmamıştır. Assur baskısının artması üzerine beylikler bir araya gelmiş ve MÖ. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Krallığı kurulmuştur.
Soru: Uruatri ve Nairi beyliklerini bir araya getiren ve ilk Urartu kralı olarak kabul edilen bey kimdir?
Cevap: Uruatri ve Nairi beyliklerini bir araya getiren bey, ilk Urartu kralı olarak kabul edilen Aramu’dur.
Soru: İlk Urartu kralı olarak kabul edilen Aramu’nun kurduğu başkent hangisidir?
Cevap: Uruatri ve Nairi beyliklerini bir araya getiren bey, ilk Urartu kralı olarak kabul edilen Aramu’dur. Aramu beylikleri bir çatı altında toplamış ve Arzaşkun adlı bir başkent kurmuştur.
Soru: Urartular devletlerini nasıl adlandırmışlardır?
Cevap: Urartular devletlerini Biaini Devleti olarak adlandırmışlardır, ancak Eskiçağ Tarihi ve arkeolojide bu devlet adlandırılırken Assurluların dediği gibi Urartu Krallığı terimi tercih edilmiştir
Soru: Urartu Krallığı’nın yönetim şekli nedir?
Cevap: Urartu Krallığı’nın yönetiminde başta kral bulunmaktaydı. Teokratik monarşik yönetim söz konusuydu. Krallık aynı sülale içinde babadan oğula geçerdi. Ülke toprakları eyaletlere ayrılmış ve eyaletlerin başına merkezden valiler atanmıştır.
Soru: Urartuların en önemli bayındırlık faaliyetleri nelerdir?
Cevap: Karayolları, sulama kanalları, barajlar ve göletler Urartuların en önemli bayındırlık faaliyetlerini oluşturur. Belirlenen karayolları ile ülkenin uzak bölgelerinin başkent Tuşpa ile irtibatı güvenli ve hızlı bir şekilde sağlanmıştır. İlkbahar ve yaz aylarında özellikle sulu tarım yapabilmek için sulama suyuna ihtiyaç duyan Urartular, çok sayıda sulama kanalı, baraj ve gölet inşa ederek kalelerin yakınlarındaki bahçeleri sulamışlardır.
Soru: Güneydoğu Avrupa’dan gelerek MÖ. 9.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’da etkin olan Frigler’in başkenti neresidir?
Cevap: Güneydoğu Avrupa’dan gelerek Anadolu’yu yurt edinen Frigler’in başkent Gordion olmak üzere kurmuş oldukları krallık, MÖ. 9.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’da etkin olmuştur.
Soru: Megaron nedir?
Cevap: Megaron: Ege dünyasında MÖ. 3. bin yıldan beri kullanılan megaronlar, önde direklerle taşınan bir giriş mekânı, giriş mekânının arkasında ortasında ocak bulunan ana salondan oluşan dikdörtgen planlı yapılardır.
Soru: Adı söylencelere de karışmış ünlü Frig Kralı kimdir?
Cevap: Yunanlılar arasında zengin bir kral olarak tanınan Midas’ın adı Eşek Kulaklı Midas ve Her Tuttuğu Altın Olan Midas söylencelerine karışmıştır.
Soru: Frig halkının büyük bölümünün geçim kaynağı nedir?
Cevap: Frig kentlerinde yöneticiler, rahipler, zanaatkârlar ve tüccarlar gibi sınıflar yaşardı. Halkının büyük bölümünü köylerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler oluşturuyordu.
Soru: Friglerin dini inanışları nasıldır?
Cevap: Frigler çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. Ancak sadece Matar (Ana) adını verdikleri tanrıçalarının tasvirlerini yapmışlar ve ona tek tanrı gibi saygı göstermişlerdir. Tanrıçalarını Matar Kubileya, Matar Areyastin olarak da adlandırmışlardır.
Soru: Anadolu’ya tümülüs mezar geleneğini hangi uygarlık getirmiştir?
Cevap: Frigler soylularını tümülüslere veya kaya mezarlarına gömmüşlerdir. Anadolu’ya tümülüs mezar geleneğini Frigler getirmişlerdir.
Soru: Fibula nedir?
Cevap: Fibula: Bir giysinin iki yakası, iki ucunu veya giyilen bir kumaş ya da şalın iki ucunu birbirine tutturmaya yarayan veya elbiseler üzerinde süs amacıyla kullanılan, altın, gümüş, tunçtan yapılan eski çengelli iğnelere verilen isimdir.
Soru: Lidyalıların uygarlığa en büyük katkılarından biri nedir?
Cevap: Lidyalılar sikkeyi (madeni para) icat ederek uygarlığa en büyük katkılardan birini yapmışlardır.
Soru: Lidya Krallığının güçlü bir krallık olarak Anadolu tarih sahnesindeki yerini alması ve başkentin Sardeis adıyla anılmaya başlaması hangi hanedan döneminde olmuştur?
Cevap: Üçüncü hanedan olan Mermnadlar Hanedanı zamanında Lidya Krallığı güçlü bir krallık olarak Anadolu tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bu güçlü krallığın kurulması ile ülke Lidya Ülkesi, başkent de Sardeis adıyla anılmaya başlamıştır.
Soru: Lidya Krallığının yıkılması ile sonuçlanan savaş kimlerle yapılmıştır?
Cevap: MÖ. 547 yılında Kızılırmak Nehri’nin doğusunda yapılan savaşta, iki ordu birbirlerine üstünlük sağlayamamıştır. Kyros kışı geçirmek üzere İran’a doğru geri çekilmeye başlamıştır, Kroisos da başkenti Sardeis’e doğru geri çekilmeye başlar ve ordusundaki paralı askerleri terhis eder. Ancak Kyros geri dönerek gizlice Kroisos’u takip eder ve onu başkent Sardeis’te kuşatır. 14 günlük kuşatmadan sonra Persler Sardeis’i ele geçirirler ve Lidya Krallığı MÖ. 547’de yıkılır. Persler bundan sonra bütün Anadolu’ya hâkim olmuşlardır.
Soru: Lidyalıların usta oldukları alanlar hangileridir?
Cevap: Lidyalılar sikke basımı, dokuma, kozmetik ürünleri, atçılık, müzik, bahçeler konusunda ustaydılar.
Soru: Lidyalıların dini inanışları nasıldır?
Cevap: Lidyalılar çok tanrılı bir dine inanırlardı. İnandıkları başlıca tanrıça Kuvava dedikleri tanrıça Kibele idi. Ayrıca Sardeis’te kent dışında bir Artemis Tapınağı vardı. Bunun dışında Sardeis’in 7 km. kuzeyinde Bin Tepe mevkiinde Lidya kral mezarları yakınında başka bir Artemis Tapınağı bulunmaktaydı. Kral Kroisos ve soylu Lidyalılar Efes Artemis Tapınağı’na değerli armağanlar adamışlardır. Lidya’da tapınılan başka bir tanrıça da Kore yani Bakire denilen tanrıçadır.
Ünite 4
Soru: Karanlık Çağ olarak adlandırılan ve MÖ. 1100-900 yılları arasını kapsayan dönemle ilgili en somut verilerimiz nelerdir?
Cevap: Homeros’un aktardıkları bir yana, Batı Anadolu’da dahil Ege Bölgesi’nde büyük hareketlerin yaşandığı MÖ. 1100-900 yılları arasını kapsayan ve Karanlık Çağ olarak adlandırılan bu dönemle ilgili en somut verilerimiz kazılardan elde edilen seramik (çanak-çömlek) buluntulardır.
Soru: İonialıların Batı Anadolu’nun orta kesimlerine kurdukları kentlerin kendi aralarında bir birlik oluşturmasının sebebi nedir?
Cevap: Bölgeye gelen, İonialılar, Batı Anadolu’nun orta kesimlerine yerleşmişler ve Herodot’un da belirttiği gibi Anadolu’da; Miletus, Myus (Avşar Köyü), Priene (Güllübahçe), Ephesos (Selçuk), Kolophon (Değirmendere), Lebedos (Gümüldür), Teos, Klazomenai, Phokaia ve Erythrai kentlerini kurmuşlardır. Söz konusu kentler, bir yandan Lidya gibi iç bölgelerdeki krallıklarla ticaret yaparken bir yandan da bölgesel etkilerini koruyabilmek adına kendi aralarında Panionion denilen dinsel bir birlik oluşturmuşlardır.
Soru: Panionion nedir?
Cevap: Söz konusu kentler, bir yandan Lidya gibi iç bölgelerdeki krallıklarla ticaret yaparken bir yandan da bölgesel etkilerini koruyabilmek adına kendi aralarında Panionion denilen dinsel bir birlik oluşturmuşlardır.
Soru: İonialılar, Aioller ve Dorlar bölgeye gelmeden önce Batı Anadolu’da yaşadığı bilinen yerel halklar hangileridir?
Cevap: İonialılar, Aiollere ve Dorlar bölgeye gelmeden önce Batı Anadolu’da Leleg ve Kar denilen yerel halkların yaşadığı unutulmamalıdır. Gerek Homeros destanlarında gerekse ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış Hellen ve Romalı yazarlar da birbirinden farklı iki halkı göçler öncesinde bölgede yaşayan topluluklar şeklinde aktarmaktadırlar.
Soru: MÖ. 7. yüzyıla doğru demokrasinin ilkel uygulamalarıyla idare edilen İyonya kent devletlerinin ana özellikleri nelerdir?
Cevap: MÖ. 7. yüzyıla doğru demokrasinin ilkel uygulamalarıyla idare edilen İyonya kent devletleri; dışarıya karşı bağımsız olma, yasalarını kendi hazırlama ve kendi kendine yetme gibi 3 ana özelliğe sahip olmuşlardır.
Soru: Ephesos’taki Artemis kültü Hellen dünyasına nasıl girmiştir?
Cevap: İonialılar, yerli halklara da siyasal bazı haklar vererek kimi yerel kültürlere (kurul, töre, din, vb.) ait özelliklerin Hellen dünyasına girmesine neden olmuşlardır. Sonradan Hellenler arasında çok yayılacak Ephesos’taki Artemis kültü bu etkiye en güzel örneklerden biridir.
Soru: Yunanistan’daki ve Batı Anadolu’daki bazı kentlerin MÖ. 8. yüzyıldan itibaren kolonizasyon adı verilen yeni bir hareket başlatmalarının sebebi nedir?
Cevap: Bu arada bölgelerinin olumsuz fiziksel coğrafyaları yüzünden Yunanistan’daki ve Batı Anadolu’daki bazı kentler MÖ. 8. yüzyıldan itibaren kolonizasyon adı verilen yeni bir hareket başlatmışlardır. Çevre kültürlerle yoğun bir etkileşime yol açarak Hellen uygarlığında köklü izler bırakacak olan hareketin erken aşamaları, artan nüfus karşısında yeni tarımsal alanlar elde edebilmek için yapılmıştır.
Soru: İonia Ayaklanmasının en önemli sonucu nedir?
Cevap: Zamanla neredeyse tüm Batı Anadolu’ya yayılan bu bölgesel ayaklanmaya İonia Ayaklanması adı verilmiştir. Önceleri kısmı başarılar elde edildiyse de MÖ. 494 yılında Miletus kentinin ele geçirilmesiyle birlikte ayaklanma son bulmuştur. Ayaklanmanın hiç şüphesiz ki en önemli sonucu “Ionia’nın Süsü” olarak da tanımlanan Miletus kentinin düşüşüyle birlikte İonialıların düşünce alanındaki önderliğinin son bulmasıdır.
Soru: Satrap nedir?
Cevap: MÖ. 6. yüzyıla kadar gelişmiş bir uygarlık görüntüsü çizen Batı Anadolu’daki kent devletleri aynı yüzyılın ortalarına doğru Persler tarafından işgal edilmişlerdir. Persler, diğer yerlerde yaptıkları gibi Batı Anadolu’da, başında satrap (vali) denilen bir çeşit eyalet sistemi yaratmışlar ve kentleri de bu sistemin içerisine dahil etmişlerdir.
Soru: Hellenistik Dönem hangi tarihsel periyodu kapsamaktadır?
Cevap: Hellenistik Dönem, Büyük İskender’in (III. Aleksandros) MÖ. 334 yılında doğu seferine çıktığı yıl ile başlayıp, Ptolemaios Hanedanlığının son üyesi ve dolayısıyla son Hellenistik yönetici olan VII. Cleopatra’nın MÖ. 30 yılındaki ölümüyle sona eren süreci kapsamaktadır.
Soru: İskenderin ölümünden sonraki krallıklarda kralın en önemli yardımcıları kimlerdir?
Cevap: İskenderin ölümünden sonraki krallıklar, Eski Doğu kültürlerine benzer şekilde, yani sınırsız otoriteye sahip mutlak (tanrı) krallar tarafından yönetilmişlerdir. Sonuçta ölümlerinden sonra kralları kutsallaştıracak tapınaklar yapılmış ve Heros Ktistes (Kurucu Kahraman) olarak kendilerine tapınılmıştır. Kralın en önemli yardımcıları; Khiliarkhos (Baş vezir) ile birlikte; mali, askeri ve ekonomik konuları görüştüğü danışma meclisidir.
Soru: İskender’in gerçekleştirdiği ve haleflerinin devam ettirmeye çalıştığı en önemli yenilik nedir?
Cevap: İskender’in gerçekleştirdiği ve haleflerinin devam ettirmeye çalıştığı önemli yeniliklerden biri para sistemindeki standardizasyon olmuştur.
Soru: Mausoleion nedir?
Cevap: Mausoleion: Kahramanlar veya kentlerin efsaneleştirilmiş kurucuları adına yapılmış, dilimizde “mozole” olarak kullandığımız anıtsal mezardır.
Soru: Hellenistik Döneme özgü düşünce yapısının ortaya çıkmasındaki temel neden nedir?
Cevap: Döneme özgü düşünce yapısının ortaya çıkmasındaki temel neden, “kent devleti” anlayışının ortadan kalkmasıdır. Zira İskender ve ardılları bir dünya vatandaşlığı (Kozmopolitanizm) düşüncesini uygulamaya, yani farklı kültürleri bir araya getirmeye çalışırken, dönemin dinsel ya da felsefi söylemleri ya daha evrensel ve birleştirici ya da daha kayıtsız bir dil kullanmak zorunda kalmıştır.
Soru: Roma’nın Anadolu politikasında köklü bir değişikliğe gitmesine yol açan olay nedir?
Cevap: MÖ. 133 yılında yaşanan bir olay, Roma’nın Anadolu politikasında köklü bir değişikliği ve belki uzun zamandır planladığı bir düşünceyi de gündeme getirmiştir. Buna göre, Bergama kralı III. Attalos, bir vasiyetname ile devleti ve hazinesini Roma halkına bıraktığını açıklamıştır. Bunun sonucunda Romalılar, yaptıkları düzenlemelerle MÖ. 129 yılında Anadolu’daki ilk eyaletleri olan Asia Eyaleti’ni (Provincia Asia) kurmuşlardır.
Soru: Önceki yüzyılda büyük bir iç savaştan çıkmış Roma’nın eyalet problemleri hususunda Octavianus tarafından atılan adım nedir?
Cevap: Önceki yüzyılda büyük bir iç savaştan çıkmış Roma’nın yaralarını sarması hususunda Octavianus tarafından atılan ilk adımlardan biri, döneminde sayısı otuza çıkarılan eyaletlerin problemlerine eğilmek olmuştur. Bunun için önce eyaletleri yönetim açısından kendisiyle Senato arasında paylaştırmış ve genelde içlerinde lejyonların olduğu sınır eyaletlerinin idaresini “İmparatorluk Eyaletleri” adı altında kendi üzerine almıştır. Sınır çatışmaları gibi sıkıntılardan uzak eyaletler ise Senatoya bırakılmış ve bunlara da “Senato Eyaletleri” denmiştir.
Soru: Constantinus’un MS. 313 tarihli Milano Fermanı ile ne ilan edilmiştir?
Cevap: Diocletianus’un ardından iktidara gelen Constantinus (MS. 306-337) iç savaşların ardından 324 yılında kontrolü tamamen ele geçirmiştir. Döneminin en önemli olaylarından biri hiç şüphesiz ki sadece Roma tarihini değil, dünya tarihini de derinden etkileyecek olan MS. 313 Milano Fermanı’dır. Bu ferman, Roma İmparatorluğu’nun resmi olarak Hıristiyanlığı tanıdığını açıkça ortaya koymaktadır.
Soru: Roma İmparatorluğu hangi imparator tarafından Doğu ve Batı olarak bölünmüştür?
Cevap: IV. yüzyılda yeni krizleri beraberinde getirmiştir. Aslında Roma bu yüzyılın ikinci yarısında adeta her an yıkılacak bir imparatorluk görünümündedir. Yüzyılın sonunda iktidara gelen Theodosius’un (379-395) imparatorluğu iki oğlu arasında “Doğu” ve “Batı” olarak bölmesinin bir yüzyıl geçmeden 476 yılında imparatorluğun batısında Roma politik olarak sonlanmıştır.
Soru: Anadolu’daki kentlerde ilk kez Romalılar tarafından inşa edilen yenilik nedir?
Cevap: Romalılardan önce Anadolu’nun mimari anlamda oldukça zengin bir kültüre sahip olduğu unutulmamalıdır. Bununla birlikte Anadolu’daki kentler, ilk kez Romalılar tarafından inşa edilmiş yeni yapılarla da karşılaşmışlardır. Bu yeniliklerden birisi kentlerin gösterişli sütunlu caddeleridir.
Soru: Romalıların kentlere kazandırdığı suyla ilgili yapılar hangileridir?
Cevap: Romalılar kentlere suyla ilgili üç yapı kazandırmıştır. Hamam, su kemeri ve kamu tuvaleti (latrina).
Ünite 5
Soru: Bizans İmparatorluğunda hoşgörü gösterilmeyen topluluk hangisidir?
Cevap: Bizans İmparatorluğunda Yunan kültürü ve Yunan dili egemen olsa da farklı etnik topluluklarda oluşan çok kültürlü bir yapıya sahipti. İmparatorlukta egemen ve resmi din Hıristiyanlıktı, ancak Yahudilik ve İslam’a da genellikle hoşgörü gösterilmekteydi. Ancak bu tolerans heretikler için geçerli değildi. Heretik: Heretik kelimesinin kökeni Eski Yunanca ’da “seçmeci, mezhepçi”, Latince ‘de “sapkın” sözcüğüne dayanmaktadır. Hıristiyan kilisesinde “heretik”, Ortodoks olmayan bir görüşü benimseyen kişi olarak tanımlanır.
Soru: Bizans kimliğini ve kültürü etkileyen gelişmeler nelerdir?
Cevap: Bizans, kimliğini ve kültürü etkileyen, imparatorluk dışında ortaya çıkan ve karışmak zorunda kaldığı önemli gelişmeler yaşamıştır. Örneğin; Doğu’da Arap fetihleri, Batıda Slavların saldırıları, İtalyan şehir devletlerinin yükselişi ve Haçlıların gelişi, Türk ve Moğol tehditleri, Emevi Halifeliği, Abbasi İmparatorluğu, 11. yüzyıldan sonra da Selçuklular ve Osmanlılarla İslam dünyasında var olması gibi.
Soru: Bizans’ın zaman zaman savaş halinde olduğu kuzey komşuları arasında kimler yer almaktadır?
Cevap: Bizans’ın savaş halinde olduğu ve sınırlarında da sürekli değişen komşuları şunlardır. Kuzeyli Türk komşuları Hunlar, Göktürkler, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Oğuzlar, Kıpçaklar, Tatarlardır.
Soru: Bir sivil idare yapısı olan magister officiorum (İdari Sorumlu)un görevleri nelerdir?
Cevap: Bir sivil idare yapısı olan magister officiorum (İdari Sorumlu)un görevleri 4. Yüzyıldan başlayarak 6. yüzyıla kadar merkezi idarenin en önemli üst düzey görevlisi olarak sürmüştür. Bu kişi, saray törenlerinden, ulaşımdan ve istihbarattan sorumludur.
Soru: Bir sivil idare yapısı olan Praepositus sacri cubiculinin görevleri nelerdir?
Cevap: Bir sivil idare yapısı olan Praepositus sacri cubiculinin görevleri; mabeyinci, haremağası, imparatora ulaşımı kontrol eden kişi olarak tanımlanmıştır.
Soru: Yerel ordu bulundurabilen eyalet sistemi nasıl adlandırılmıştır?
Cevap: Thema: Heraklios döneminde Müslüman Arapların akınlarını Anadolu’da önleyebilmek için Bizans Devleti, Anadolu’yu dört eyalete bölmüştür. Bu eyaletler thema kelimesi ile adlandırılmıştır. Themaların genel özelliği eyalet içinde toprağa bağlı yerel ordu bulundurmasıdır. Bundan dolayı kolordu olarak da bilinmektedirler.
Soru: İmparator Diokletianus’un kurduğu ve tetrarhia(Tetrarşi) olarak adlandırılan yönetim sistemi nedir?
Cevap: Tetrarşi: İmparator Diokletianus, dört başlı manasında tetrarhia denilen yeni bir yönetim sistemi kurmuştur. Bu sisteme göre imparatorluğu iki Agustus ve iki Caesar( Sezar) birlikte yöneteceklerdi. Agustuslardan biri imparatorluğun batısına diğeri ise doğusuna hükmedecekti. Agustuslar kendilerine birer Sezar’ı yardımcı olarak seçeceklerdi. Agustusların görev sürelerini tamamlamalarından sonra Sezarlar, Agustus unvanını alıp onların yerlerine geçecek ve bu defa yeni Agustuslar kendilerine birer Sezar seçeceklerdi.
Soru: İmparatorun belirlenmesi sırasında senato etkisini ne zaman kaybetmiştir?
Cevap: 7. yüzyıldan sonra ise tahtın babadan oğula geçmesi yolu benimsenmesiyle 7. yüzyılda yetkilerinin bir kısmını kaybetmiş, 9. yüzyılda da tüm yetkileri kaldırılmıştır. İmparatorluk kurumunun sürekli bir tehdit olarak gördüğü aristokrasinin etkisini azaltma çabaları ile halktan insanların da senato üyesi olma imtiyazı ile 11. yüzyıl ortalarında işlevini yitirmiştir.
Soru: Corpus Iuris Civilisteki güncellenen emirnamelerin yer aldığı bölümün adı nedir?
Cevap: 528-534 yılları arasında hazırlanan Corpus Iuris Civilis dört ana bölümden oluşmaktaydı. Birinci bölümde hukuk kurumları (instituiones) hakkında genel bilgiler yer alır, “Digesta” ya da “Pandektis” olarak bilinen ikinci bölüm hukuk bilimi ve hukuk tarihini içermektedir. “Codex” adını taşıyan üçüncü bölümde güncellenen emirnameler yer alır ve 12 bölümdür. Dördüncü bölümü ise Latince “Novellae” olarak bilinen yeni kanunlar oluşturur.
Soru: Bizans Hukukundaki, sıradan insanların anlayabileceği bir dilde, günlük yaşamı ilgilendiren hukuk kurallarının yer aldığı kanunnamenin adı nedir?
Cevap: Sıradan insanların anlayabileceği bir dilde, günlük yaşamı ilgilendiren hukuk kuralları ise III. Leon döneminde çıkarılmıştır. Özellikle aile hukuku alanında yenilikler içeren bu kanunname “Eklogi”dir.
Soru: Bizans Hukukunda temel değişikliklerden biri olan Eklogi nasıl bir yenilik getirmiştir?
Cevap: Bizans’ta ceza konusunda kanunnameler çıkarılmış olsa da suç teşkil edilen cezaların amacı ilk kez Eklogi’de açık olarak belirtilmiştir. Söz konusu kanunname ile suç türleri ve cezaları belirlenmiş ve keyfiliğin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Eklogi’de özellikle aile hukuku alanında kilise hukukunun etkisiyle pek çok yenilikler dikkat çekmektedir. Yasa koyucu özellikle ceza hukukunu daha insani bir hale getirmeye çalışmıştır. Ölüm cezalarının infazında o zamana kadar gözlenen insanlık dışı uygulamalar ortadan kaldırılmış ve cezanın belirlenmesi sırasında ceza hakimlerinin, suçluların sınıfsal farklılıklarından kaynaklanan keyfi kararlarına sınırlama getirilmiştir.
Soru: Bizans’ta eğitimin genel çerçevesi nasıl oluşturulmuştur?
Cevap: Bizans’ın bilgiye olan saygı ve hayranlığı, imparatorluğun kültürünün belirleyici bir özelliğidir. Bu bağlamda Bizans’ın en büyük hizmetlerinden biri, Yunan klasiklerini korumuş olmalarıdır. Bizans’ta eğitim toplumsal hareketliliğin, yüksek makamların anahtarı ve toplumsal şöhretin bir aracı olarak görülüyordu. Çünkü önde gelen pozisyonlar liyakate bağlıydı. Eğitim, Hellenistik ve Roma dönemlerinde olduğu üzere üç dereceye ayrılmıştı. Ancak Bizans Dönemi’nde din faktörü eğitimin belirleyici faktörü olarak öne çıkmaktadır ve kilise temel eğitimi yani ilköğretimi üstlenmiştir.
Soru: Araştırmalarda kullanılan ve dönem hakkında bilgi içeren Typikon’lar nelerdir?
Cevap: <ol start="9"> <li>Typikon, Doğu Ortodoks Kilisesi’nde çeşitli kutsal gün ve ayinlerinin günlerinin topluca yazıldığı bir tür andaçtır. Manastırlarda günlük seremonilerin kaydedildiği litürjik takvim. İdari organizasyonların kaydedildiği belgelerdir.</li> </ol>
Soru: İkonakırıcılık hareketinin çıkma nedeni nedir?
Cevap: Devlet, manastırların kurulmasını hem dinsel hem de siyasal açıdan desteklemiştir. Ancak Kilise ile manastırların fazla mal mülk sahibi olmaları karşısında imparatorlar bazı kısıtlamalar getirmişlerdir. Bazı araştırmacılar İkonakırıcılık hareketini de kilise mülklerinin ve manastırların gücünün sürekli büyümesi ile ilişkilendirmektedir İkonakırıcılık (İkonoklazm) sözcüğü Yunancadaki eikon (ikona ya da imge) ve klao (kırmak ya da yıkmak) sözcüklerinden gelir. Sözcük anlamıyla imgelerin kasıtlı olarak yok edilmesini anlatır.
Soru: Devletin, Bizans imparatorluğunun ekonomik hayatı üzerindeki olumlu etkileri nelerdir?
Cevap: Öncelikle madeni paranın üretilmesinden ve dolaşıma sokulmasından devlet tek başına sorumluydu. İmparatorluk kaynakları, kapsamlı bir arazi vergilendirme sistemi aracılığıyla eyaletlerden Konstantinopolis’e akıyordu. Ayrıca ticari işlemlere vergi zorunluluğu getirmesi, gıda ve hammadde tedarikini talep etme yetkisine sahip olması da önemlidir. Diğer önemli kaynağı ise imparatorluğun her yerinde bulunan ve imparatora kişisel olarak ve resmi bürolara gelir sağlayan imparatorluk mülkleriydi. Sermaye, ekonomik talebin en önemli merkeziydi. İmparatorluk sarayı, aristokrat haneler, patrik ve büyük manastır evleri, lüks ürünler için güçlü bir talep yaratmıştır. Bu durum, çeşitli tüccarlar ve zanaatkârlar için fırsatlar yaratmıştır. Kara ve deniz yoluyla güvenli iletişim ağı, mal alışverişini kolaylaştırmıştır. Parasal sistem, özellikle sistemin temel taşı olan altın solidus tutarlı bir değer standardı sağlamış aynı zamanda ekonomik aktiviteyi teşvik etmede önemli bir rol oynamıştır.
Soru: Devletin, imparatorluğun ekonomik yaşamındaki gücünü kaybetme süreci nasıl gelişmiştir?
Cevap: Devletin bu dönemde kontrol ettiği topraklarda aristokrat ve manastır toprak sahiplerinin gücünü kısıtlama yetkisinden yoksun olduğu görülmektedir. Toprak vergisinden elde ettiği gelirler, toprak tabanındaki azalma, toprak sahiplerine kapsamlı mali imtiyazlar verilmesi ve Venedik ile Cenevizlilerin elde ettikleri ticari ayrıcalıklar ekonomiye de olumsuz etkilemiştir. 14. yüzyılın başlarında imparatorluk Anadolu üzerindeki kontrolünü kaybetmiş, 14. yüzyılın ikinci yarısında da Osmanlı’nın Avrupa’ya ilerlemesi ile kırsal ekonomideki koşulları çok daha güvencesiz hale gelmiştir.
Soru: Erken dönem Bizans bazilika çeşitleri nelerdir? Ayasofya Kilisesi hangi bazilika tipinin örneğidir?
Cevap: Erken dönem Bizans bazilikaları örtü ve mimari özelliklerine göre dört başlık altında değerlendirilir.
Bunlar;
<ul> <li>Ahşap Örtülü (Hellenistik) Bazilika,</li> <li>Tonoz Örtülü Bazilika,</li> <li>Kubbeli Bazilika</li> <li>Transeptli Bazilika</li> </ul> Bugün İstanbul’daki Ayasofya Kilisesi Kubbeli bazilika plan tipinin en önemli örneğidir.
Soru: Orta Bizans Dönemi’nin karakteristik yapı planı tipi nedir?
Cevap: Kapalı Yunan Haçı olarak adlandırılmıştır. Kapalı Yunan Haçı planlı kiliselerde ortada kubbenin oturacağı dört serbest destek, orta mekânın dik eksenlerinde tonoz örtülü haç kolları, çapraz eksenlerde ise yine tonoz ya da kubbe örtülü köşe odaları bulunmaktadır.
Soru: Roma’da ilk Hıristiyanların içinde toplanıp, tapındıkları yer altı mezarlarının genel adı nedir?
Cevap: Roma’da ilk Hristiyanların içinde toplanıp, tapındıkları yer altı mezarlarının genel adı Katakompdır.
Soru: Resimli el yazmaları olarak adlandırılan belgeler nasıl sınıflandırılmıştır?
Cevap: Manastır kitaplıklarında, saray ve kiliselerde korunmuş olan resimli el yazmaları şöyle sınıflandırılmıştır:
<ol> <li>Dini El Yazmaları (Oktateuch, Mezmurlar ve Meseller, Evangeliar, Lektionar, Perikop, Menelogya, Homilye),</li> <li>Tarihi Eserler,</li> <li>Kronikler,</li> <li>İmparatorluk Fermanları (Krizobul),</li> <li>Bilimsel El Yazmaları (Tıp, Farmakoloji, Astronomi, Topoğrafya).</li> </ol>
Ünite 6
Soru: Selçuklular devrinde Anadolu kültürüne bütün olarak bakabilmek için ele alınan üç farklı unsur nedir?
Cevap: Selçuklular devrinde Anadolu’da kültürü düşünmek üç farklı unsurdan oluşan bir bütüne bakmak demektir. Bunlar Anadolu’nun Türkiye olma sürecini söz konusu kılan, fetih sonrası göçlerle gelen Oğuz/Türkmenlerden oluşan yerli unsurları da dışlamadan içine alan toplum yapısı, bu topluma bağlı olarak ortaya çıkan devlet ve bu iki parçanın hayat alanı olan sanat, bilim, ekonomi ve benzerlerinin gerçekleşme alanı olan şehirdir. İşte bunlar birleşerek bir bütün halinde Selçuklu devri Türkiye kültür ve medeniyetini söz konusu kılmıştır.
Soru: Anadolu’da MÖ. II. binlerde ortaya çıkan ve yedi yüzyıl kültür ve medeniyetin yapıcısı olan uygarlık hangisidir?
Cevap: Anadolu’da MÖ. II. binlerde ortaya çıkan ve yedi yüzyıl kültür ve medeniyetin yapıcısı olan Hititlerin tarih sahnesinden çekilmesi üzerine, Anadolu iki bin yıla yakın bir süre dünya tarihinde, politik bir rol oynayamadı. Anadolu’yu bu makus kaderinden kurtaracak olan güç aynı devirde Müslüman Türkler olacaktır.
Soru: Anadolu fetih edildikten sonra, Anadolu’nun doğusunda kurulan beylikler hangileridir?
Cevap: Fetih sonrası Anadolu’nun doğusunda kurulan Artuklular, Saltuklular, Mengücekler, Danişmentliler gibi beyliklerle yeni ülkede siyasi olarak ilk Türk devlet şekillenmeleri olurken, toplum ve şehir hayatı da bunlarla oluşup gelişmeye başlamıştır.
Soru: Türklerin Selçuklu devrinde Anadolu’daki başkentleri hangileridir?
Cevap: Türklerin Selçuklu devrinde Anadolu’da ilk başkenti önce Türkler tarafından İznik adı verilen Nicaea akabinde İkonion ki Türklerin Konya olmuştur. Bu şartlar altında Anadolu yeni bir gelişme süreci içine girmiş, yeniden merkez coğrafya olarak toplum-devlet-şehir çerçeveli bir medeniyet ortaya çıkmıştır.
Soru: SelçuklularınAnadolu’ya geldikleri andan itibaren dikkat çeken bir özellikleri olan sanat ile ilgili anlayışları nasıldır?
Cevap: Selçuklular Anadolu’ya geldikleri andan itibaren dikkat çeken bir özellikleri sanata düşkün olmalarıdır. Bu sanat, malzeme ile süslemeyi birleştiren adeta doğanın içinden tabii olarak var olmuş bir bütünlük gösteren bir mimari ve tezyin anlayışını göstermektedir. Selçuklu devrinde dinî açıdan şiir, musiki, nakış, heykeltıraşlık gibi güzel sanatlarla uğraşmanın yasaklanmadığı görülmektedir. 11. yüzyıldan başlayan sanat faaliyeti 13. yüzyıla ulaşan bir üslup sürecinde kendisini gös -
termiştir. Türkistan, İran-Horasan, Ege-Akdeniz-Bizans çizgisinde bir sanat anlayışı Selçuklu devri Anadolu’sunda camiler, medreseler ve kervansaraylar, kümbetler gibi şehirde bir medeniyet var eden toplum-devlet yapısının alt yapısı olarak görülen yapıların bazılarındandır.
Soru: Selçukluların Anadolu’yu fethinden sonra genel olarak toplum hayatı nasıldır?
Cevap: Selçuklu Anadolu’su fethin akabinde toplum hayatı olarak şehirde yaşayanlar, kasaba-köyde bulunanlar ve konar-göçerlerden oluşmaktaydı. Anadolu’ya ulaşan Türkler arasında Türkistan’da uzun zamandan beri köy hatta şehir hayatını benimsemiş kesimler vardı. Bu sebeple bu ahali yeni köyler kurarak derhal tarımcılığa başlıyor, şehirde hayat geçirenler ise şehirlere yerleşiyorlardı. Anadolu’ya fetih sonrası yoğun olarak gelen Oğuzlar arasında yer alan göçebeler Anadolu Türklüğünün kalabalık ve en canlı bir kısmını oluşturuyorlardı. Fakat devlet kavramı etrafında yaşamaya çok alışkın olmayan daha çok aşiret düzeni dışında hiç bir toplum düzeni tanımayan, köylüye ve şehirliye karşı küçümseme içindeki bu disiplinsiz kitleler, idare biraz gevşediğinde hemen bir kargaşa sebebi olabiliyor, açık köylere, iyi savunulamayan şehirlere, tüccar kafilelerini saldırı, yağma ve tahripten geri kalmıyorlardı.
Soru: Selçukluların çiftçiliğe önem verdiğinin göstergeleri nelerdir?
Cevap: Selçuklular çiftçiliğe de gerçekten önem vermişlerdi. Selçuklu hükümdarları savaş esnasında Bizans ülkesinden tutsak alınan ailelere toprak veriyordu. Tohumluk ve ziraat aletleri sağlıyor ve onları beş yıl vergiden muaf tutuyordu. Selçuklu hükümdarlarının adaletini duyan Bizans ailelerinden birçoğu da kendiliklerinden Selçuklu ülkesine göçüp aynı hakları elde ediyorlardı. Tarımın bu ehemmiyeti ve gelişmesi ile Anadolu adeta buğday ambarı olmuştu.
Soru: Selçuklu fethinin dikkat çeken sonuçları nelerdir?
Cevap: Anadolu’nun Türk ve İslam karakteri kazanması, siyasi olarak yeniden merkez coğrafyaya dönüşmesi, Müslüman ve Hıristiyanlar arasında bir köprü olup, dünya ticareti bakımından canlı bir merkez olması Selçuklu fethinin dikkat çeken sonuçlarındandır.
Soru: Haçlı Seferleri sırasında Anadolu’nun durumu nasıldır?
Cevap: Haçlı Seferleri, 1098’de başlayıp 1270’de sona eren bu akınlar Anadolu ve bölgeyi bir kan gölü haline getirmiş, çok zahmetli ve uzun çarpışmalar vuku bulmuştur. Haçlı Seferleri başlangıçta dini görüntüsü ağır basan askeri faaliyetler iken çok kısa zamanda ticari bir girişime dönüştü. Tacirlerin ilk rolü, Haçlılara kalkıştıkları bu zorlu işte önemli destekler sağlamaları şeklinde oldu. Daha sonra Haçlı Seferleri o zamanın ekonomisini baştan başa değiştirdi. Birinci devrede tüccarlar Haçlıların ardı sıra geldiler. Fakat çok geçmeden onlarla birlikte hareket etmeye başladılar. Bir Haçlı seferi onlar için para sorunu, para kazanma vasıtasıydı. Nitekim alışveriş yapmak üzere Müslümanlarla hemen anlaşıverdiler. Haçlı şövalyelerinin araziler elde edip, beylikler kurdukları yerlerde, onlar da ticarethaneler kurdular; koloniler oluşturdular. İfade ettiğimiz gibi, bu seferler doğu ile batının münasebetlerine yeni bir şekil vermiştir. Suriye ve Antalya çevresinin hâkimiyetini ele geçiren Hıristiyanlar, batılı tüccarların doğu pazarlarına doğrudan doğruya kendilerinin alışveriş etmelerini kolaylaştırdılar.
Soru: Selçuklu devrinde Anadolu’da Haçlı Seferleri’nden sonraki ikinci büyük darbe hangisidir?
Cevap: Selçuklu devri Anadolu’sunun gördüğü ikinci büyük darbe hiç şüphesiz Moğol saldırıları ve istilasıdır. Yalnız Anadolu değil tüm Ortadoğu’yu etkileyen Moğollar, bölgeyi uzun süre etkileri altına almışlar ve bölge devletleriyle sürekli çatışma halinde olmuşlardır. Moğol istilası Anadolu’yu pek çok yönden kargaşaya sürüklemiş olsa da, pek çok yönden köklü değişikliklere sebep olamamış, bilakis faydalı neticeler de vermiştir. Meselâ, Moğol devri göçlerinin öncekilerden farklı bir yönü olmuştur. Yüzyılın başlarına kadar Türkistan’dan Anadolu’ya gelen insanlar atlı göçebe unsurdan oluştuğu halde, Moğol tehlikesi karşısında göçe mecbur olan insanlar arasında Batı Türkistan’ın yerleşik halkı da bulunmaktaydı.
Soru: Moğol istilası devrinde Anadolu’nun durumu nasıldır?
Cevap: 1243 ile 1327 arasında Anadolu Moğol tahakkümü altında siyasî ve sosyal buhranlarla sarsılmış ve bunu 1280’lerden sonraki iktisadî gerileme takip etmiştir. Kısacası, 13. asrın ikinci yarısında Türkiye, siyasî ve sosyal düzenini yıkılmaktan kurtarmak için giriştiği mücadelede hep mağlup olmuş, bu yüzden memleket iktisadiyatı uçuruma sürüklenmiştir. Bu durum da medeniyet-kültür hayatını oluşturan toplum-devlet ve şehir hayatının zarar görmesine dolayısıyla medeni hayatın sekteye uğramasına yol
açmıştır. İfade ettiğimiz gibi devlet düzeninden ve içtimaî huzurdan mahrum bir cemiyet için iktisadî hayatın normal devam etmesine imkân yoktur. Bütün bu idaresizlik, Türkmenlerin isyan ve akınları, bilhassa Anadolu’yu işgal eden Moğol kuvvetleri yüzünden hızlı bir gerileme ve çöküş görülmüştür.
Soru: Anadolu Beyliklerinin 14. asırla 15. asrın ilk yarısına kadar ticarete önem verdiklerinin göstergeleri nelerdir?
Cevap: Anadolu beylikleri Selçuklular zamanında olduğu gibi Venedikliler, Cenevizliler, Kıbrıslılar ve diğer Latinlerle ticarî münasebetleri ve antlaşmaları eski şart ve ananelere göre kurmuşlardır. Meselâ, 1331’de Menteşeoğlu Orhan Bey’le Girit dukası Marino Morosini arasında ticaret antlaşması imzalanmıştır. Yine 1337’de Girit dukası Giovanni Sanudo ila Aydınoğlu Hızır Bey arasında antlaşmalar yapılmıştır. Bu devirde şehirlerde sayıları çok olmamakla beraber, tüccarlar ayrı bir zümre teşkil ediyordu. Tüccarlar, ülke içindeki şehirlere ve diğer ülkelere kervanlar gönderiyorlar, iç ve dış pazarlardan şehrin
iaşesini sağlıyorlardı.
Soru: Moğol istilasının olumlu bir sonucu olarak görülebilecek husus nedir?
Cevap: Moğol istilasının olumlu bir sonucu olarak görülebilecek bir husus yerleşik Türklerin Anadolu’ya gelmesini sağlamasıdır. 1220’lerde Moğolların Harzemşahlar Devleti’ni yıkmasının akabinde Maveraünnehr ve Türkistan’daki Türk şehirlerinin tüccar ve sanatkâr halkı, Anadolu’ya geldiler. Bu ikinci grupta gelenler, öncekilerin tersine, şehirliydiler. Böylece Anadolu farklı zaman dilimlerinde göçer ve yerleşik Türklerin yerleşmesi ile kendi medeni toplum, devlet ve şehir hayatını kuracak tüm unsurlara sahip olarak bu büyük dönüşüm yaşanmıştır. Bu gelenler ticari ilişkiler kurmuşlar, çek kullanmış, kâğıt paraya örnek oluşturan ipek kumaş parçalarını “akça” adıyla kullanıma
sunmuşlardır.
Soru: Selçuklu Anadolu’sunda sultanların toprak siyasetleri nasıldır?
Cevap: Şehirlerin oluşmasında önemli bir unsur bahsedilen sebeple sultanların toprak siyasetleriydi. Süleyman Şah (1075-1086) Selçuklu Devleti’ni kurunca, toprak ve üzerindeki yapıları devlet malı yaparak topraksız ve esir çiftçilere dağıtmış; şahıslara işleyebileceği kadar toprak kullanma imkanı verilmiştir. Toprağa kavuşan halk kitleleri çok memnun olmuş ve Bizans yönetiminde sıkıntı çeken yerli halk Anadolu’da Türk hâkimiyetini tercih etmişlerdi. Devlet mülkiyeti (miri) hukukunun hâkim olmasıyla göçebelerin aşamalı olarak iskân edilmesi, ziraî üretime ve yerleşik hayata bağlanması da bu sistem sayesinde kolaylıkla mümkün olmuştur. Nitekim, mevcut vesikalara göre 12. yüzyılda Türkçe adlar taşıyan köyler bu iskân siyaseti ve faaliyetlerinin neticesidir. Buna ilaveten, devlet Büyük Selçuklular’da olduğu gibi ikta olarak toprakları emirlere dağıtılmış ve diğer bir kısım vakıf ve mülk olarak belli amaçlar için kullanılmıştır.
Soru: Selçuklu dünyasının ekonomik alt yapısının önemli bir unsuru olarak ulaşım yolları nasıldır?
Cevap: Selçuklu dünyasının ekonomik alt yapısının önemli bir unsuru yolları idi; uluslararası ticaret doğu-batı yönü yanında, kuzey-güney doğrultusundan gelişmişti. Akdeniz kıyılarında Antalya ve kuzeyde Karadeniz kıyılarında Sinop ve Samsun’un fethedilmesi, kuzey-güney yol hattındaki ticaretin gelişmesini sağlamış ve Türkiye’nin kıyıları önem -
li ticari faaliyete şahit olmuştur. Sultan II. Kılıçarslan’ın devrinin sonlarında doğu-batı ve
kuzey-güney istikametindeki yollar Anadolu’dan geçerek kervanlar ve gemiler limanlara yanaşıyor; her ülkeye ve bizzat Türkiye’ye ait ürünler farklı yerlere ulaştırılıyordu. Anadolu’da bahsettiğimiz yolların güzergâhlarını belirtmek gerekirse; Bir istikamet Antalya ve Alaiye limanlarından gelen ana yol ki, Konya’dan Aksaray Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum yoluyla İran ve Gürcistan’a gidiyordu.
Soru: Selçuklularda kervansarayların özellikleri nelerdir?
Cevap: Anadolu yolları üzerinden pek çok han ve kervansaray yapılmıştır. Kervansaraylar iktisadî vazifeleri dışında hudutlara yakın yerlerde askeri vazifeler de görmüşlerdi. İbn Bibî’de kervansaraylarla ilgili bilgilerin hep askeri hareketler ve seferlerde zikredilmesi de bu görüşü desteklemektedir. Ekonomi politikalarını ve fetihlerini milletlerarası ticaretin konumuna göre düzenleyen Selçuklu sultanları Anadolu’nun bir ucundan diğer ucuna, ana ticaret yollarından ara yollara kadar her alanda kervansaray yaptırmışlardır. Sultanlar ve devlet adamları tarafından inşa ettirilen bu vakıf yapılarında yolcular üç gün boyunca kervansaray kurucusunun misafiri sayılır ve ücret alınmazdı.Barınma ve yemek imkânlarının yanı sıra hamam, mescit, eczahane ve gerektiğinde hekim, fakir yolculara bedava ayakkabı, hayvanlar için yem, nalbant, veteriner, araba tamiri gibi hizmetler sunulmuştur.
Soru: Selçuklularda hanların özellikleri nelerdir?
Cevap: Şehirlerarası yollarda, Anadolu ticarî birliğinin ayrılmaz parçaları olan kervansaraylara karşılık şehir ve kasabalardaki hanlar, tüccar ve yolculara mahsus ticarî müesseselerdi. Şehirlerdeki ticarî faaliyetleri hanlarda, meydan pazarlarında ve çarşılarda cereyan ediyordu. Kapalı çarşılar Selçuklu ticaretinde önem taşımaktaydılar. Özellikle toptan ticarette hanların önemli oldukları bilinmektedir. Şehir surlarının dışında kalan hanlar ise transit yolcuların ve tacirlerin konaklamaları amacıyla kullanılıyordu. Bunlar kervansaray özelliği taşımaktaydılar. Kapalı ve açık çarşılardaki dükkanlarda esnaf perakende ticareti ile meşgul oluyorlardı. Büyük şehirlerde muhtelif zanaat erbabının belirli yerlerde kapalı ve açık çarşılarında bazı sanatlar oralarda gelişmiş ve yoğunlaşmış bir halde idi. Her mal için ayrı cins hanlar vardı. Pirinççiler Hanı, Pamuk Han, Meyve Hanı gibi.
Soru: Selçuklularda pazarların özellikleri nelerdir?
Cevap: Ortaçağ’daki ticaret mekânlarından biri de pazarlar ve panayırlardı. Mahalli ihtiyaçları karşılamak maksadıyla şehirde veya haricindeki pazarlar geniş bir alışveriş ortamı olarak devlet tarafından korunur ve kontrol edilirdi. Özellikle panayırların göçebeler veya serserilerden korunması için devlet, ciddi tedbirler alır ve kuvvet hazır ederdi. Gelişen ekonomik hayat bağlamında Anadolu ticari bir çekim merkezi olmuş karşılıklı değişim için her zaman Anadolu’ya gelmek fırsatı olmayan tüccarlar için serbest bölge mahiyeti taşıyan milletlerarası pazarlar (panayır) da ortaya çıkmıştı. Bu pazarlar için bugünkü milletlerarası fuarlara benzer hususi yerler vardı. Selçuklu devrinde bu pazarlar genellikle şehirlerin uzağında, yabanda kurulduğu için Yabanlu(ğ) adını alıyorlardı. Bu pazarlar az bilinen bir husus olarak yerleşim alanlarının ortaya çıkmasını sağlıyorlardı; buralarda kurulan cami, hamam ve dükkanlar ile zaman içinde aşamalı olarak kasaba ve şehre dönüşmeleri söz konusu idi.
Soru: Selçuklu Anadolu’sunda sosyo-ekonomik bir topluluk olan Ahilik nedir?
Cevap: Selçuklular devrinde ticaret erbabı ve diğer esnafın ahilik teşkilatı çevresinde bir yapılanması söz konusudur. Ahilik esaslarını 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın ilk yarısında Nasır Li-Dinillah’ın tarafından kurulan fütüvvet teşkilatından alır. Halife, fütüvvet teşkilatlarını çok farklı kesimleri içine alacak şekilde genişletmişti.Ahilerin bulundukları toplumda siyasî, askerî, ahlâkî, eğitim ve dayanışma, arabuluculuk ve sosyal güvenlik, gençlikle ilgili fonksiyonları vardı. Selçuklular devrinde ve sonrası şehirlerde saydığımız sahalarda faal olan ahiler üretimi ellerinde tutuyorlardı. Ahiliğe bir meslek, sanat ya da ticaretle ilgisi olmayanlar katılamazdı. Ahi örgütünde sanatlar iş yerinde yamak, çırak, kalfa, usta, hiyerarşisi ile mesleğin incelikleri ve sırları öğretilirken, akşamları toplanarak ahlâk eğitimi, haftanın belli günlerinde de silah talimleri ve ata binme öğretimi yaptırılırdı.Ahiler, siyasi bir güce sahip olmamakla birlikte kargaşa zamanlarında düzenli bir ordunun yerini alabilen yapı da idiler. Ahiler, Selçuklu Devleti’nin yıkılışı ve Moğol istilası döneminde Anadolu’nun savunmasında ve düzeninde büyük rol oynamışlardı.
Soru: Türkiye Selçuklularında ilk medreselerin özellikleri nelerdir?
Cevap: Türkiye Selçuklularında ilk medreseler ifade ettiğimiz gibi siyasi istikrarın sağlanması ile kültür faaliyetlerinin başladığı II. Kılıçarslan devrinde kurulmuştur. Bu meyanda II. Kılıçarslan Konya ve Aksaray’da iki medrese yaptırmıştır. Aksaray medreselerinden yetişen bilim insanları Suriye ve Mısır’da bile büyük itibar görmüşlerdir. Medreselerde hadis, tefsir, fıkıh gibi dini bilimler okutulması yanında Cacaoğlu Medresesi’nde görüleceği üzere heyet (gökbilim) de okutulmaktaydı. Kayseri’deki Çifte Medrese, Gıyaseddin Keyhüsrev’in Tıp Medresesi, Gevher Nesibe Şifahanesindeki Medrese, Sırçalı Medrese, Taş Medrese, Sahibiye Medresesi, Hacı Kılıç Medresesi, Gök Medrese, Buruciye Medresesi, Boyalı Köy Medresesi, Ertokuş Medresesi, Cacabey Medresesi başlıca medreselerdi.
Ünite 7
Soru: İstimalet kelimesinin sözlük anlamı nedir?
Cevap: İstimâlet: Sözlük anlamı “meylettirme, cezbetme, gönül alma”dır. Osmanlı kroniklerinde “halkı ve özellikle gayrimüslim tebaayı gözetme, onlara karşı hoşgörülü davranma ve raiyyet perverlik” anlamında kullanılmıştır.
Soru: I. Murad ve özellikle Yıldırım Bayezid döneminde devlet yönetiminde hangi anlayış hâkim kılındı ve hangi mali sistem uygulandı?
Cevap: Osmanlıların istimâlet politikası yerli halkların yeni yönetimle uzlaşmalarını kolaylaştırdı. I. Murad ve özellikle Yıldırım Bayezid döneminde devlet yönetiminde merkeziyetçi anlayış hâkim kılındı. Türk-İslâm merkezi devlet yönetimi benimsendi ve tahrir, vergi sistemi ile İlhanlıların mali sistemi uygulandı.
Soru: Osmanlı döneminde ilk bilinçli Batılılaşma ya da diğer bir anlatımla yenileşme hareketleri ne zaman başlatıldı?
Cevap: 18. yüzyılın başlarında Lale Devri’nde (1718-1730) ilk bilinçli Batılılaşma ya da diğer bir anlatımla yenileşme hareketleri başlatıldı. Dolayısıyla idâri yapıdan gündelik hayata Batı kültürü Osmanlı toplumuna nüfuz etmeye başladı.
Soru: Bugünden sonra dîvanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmasın” şeklinde bir ferman yayımlanarak Türkçenin resmi dil olması bazı araştırmacılara göre nasıl sağlandı?
Cevap: Bazı araştırmacılara göre 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey, bazılarına göre ise de Selçuk Divanı tarafından, “Bugünden sonra dîvanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmasın” şeklinde bir ferman yayımlanarak Türkçenin resmi dil olması sağlandı.
Soru: Osmanlıca, Türk dilinin Güney Batı kolunu oluşturan Oğuz Grubu Türkçesi içinde yer alır. Günümüzde bu yazı dili, genellikle, hangi evrelerde ele alınmaktadır?
Cevap: Osmanlıca, Türk dilinin Güney Batı kolunu oluşturan Oğuz Grubu Türkçesi içinde yer alır. Günümüzde bu yazı dili, genellikle, üç evrede ele alınmaktadır. Bunlar;
<ol> <li>Eski Osmanlıca (13.-15. yüzyıllar). Eski Anadolu Türkçesi / Eski Türkiye Türkçesi de denilmektedir ve beylikler döneminden baş- layarak İstanbul’un fethine kadar getirilir.</li> <li>Klasik Osmanlıca (16.-19. yüzyıllar). Türk- çe esas olmak üzere Arapça ve Farsça keli- melerle kurallarının Türkçe ile birleştirme- sinden oluşur.</li> <li>Yeni Osmanlıca (19.-20. yüzyılın başları). Yenileşme hareketlerine paralel olarak dilde sadeleşmeyi içerir.</li> </ol>
Soru: Anadolu Selçuklu Devleti döneminde telif niteliği taşıyan kaç eser tespit edilmiş ve bu eserlerden kaçı Farsça, Arapça, ve de Türkçe kaleme alınmıştır?
Cevap: Anadolu Selçuklu Devleti döneminde telif niteliği taşıyan 230 eser tespit edilmiştir. Bu eserlerden 145’i Farsça, 68’i Arapça, 15’i de Türkçe kaleme alınmıştı. Süryanice ve Ermenice olarak birkaç eser de üretilmişti.
Soru: Anadolu’da yazılan ilk Farsça eser, hangi eserdir ve ne ile ilgilidir?
Cevap: Anadolu’da yazılan ilk Farsça eser, Keşfü’l -Akabe adlı eserdir ve astronomi ile ilgiliydi.
Soru: Mevlâna Celâleddin-i Rumî (ölümü 1273) nin görüşlerini anlattığı eseri nedir ve kaç dizeden oluşmaktadır?
Cevap: Mevlâna Celâleddin-i Rumî (ölümü 1273) Farsça, altı ciltlik Mesnevi adlı eserinde didaktik dinî-tasavvufi görüşlerini hikayelerle anlatır. Bu kitap otuz binden fazla dizeden oluşmaktadır.
Soru: Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri olup aklın yüceltiği eser nedir?
Cevap: Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri de Aşık Paşa’nın (1272-1332) Garipnâme adlı ese- ridir. Aşık Paşa’nın Yunus Emre ve Mevlana’dan etkilenerek kaleme aldığı bu eser, halk tarafından çok beğenilmiş ve okunmuştur. Dinî ve tasavvufî içerikliydi. Eserde akıl yüceltilmişti.
Soru: <ol start="11"> <li>ve 15. yüzyıllar arasında Arapça ve Farsçadan hangi alanlardan Türkçeye çeviriler gerçekleştirilmiştir?</li> </ol>
Cevap: <ol start="11"> <li>ve 15. yüzyıllar arasında Arapça ve Farsçadan tıp, tarih-coğrafya, edebiyat-tasavvuf, dinî ilimler, astronomi, zooloji, harp sanatı, geometri, müzik, rüya tabiri ve mineraloji alanlarından Türkçeye çeviriler gerçekleştirildi.</li> </ol>
Soru: Eş büyüklükteki çok sayıda birimle desteklenen cami tipi hangi dönemde mevcuttur?
Cevap: Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde hüküm süren Türk Beylikleri mimarî açıdan Selçuklu mimarisinden etkilenmekle birlikte (özellikle Karamanoğulları) her beylik kendi özel şartları içerisinde farklı gelişme göstermiştir. Bu farklılık cami tiplerinde daha belirgindir. Eş büyüklükteki çok sayıda birimle desteklenen cami tipi Selçuklular’da mevcuttu ve bu tarz Osmanlı’ya da geçmişti.
Soru: Osmanlı bilim ve düşünce hayatıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan İhsan Fazlıoğlu, Osmanlı bilim hayatını kaç döneme ayırmaktadır?
Cevap: Osmanlı bilim ve düşünce hayatıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan İhsan Fazlıoğlu, Osmanlı bilim hayatını üç döneme ayırarak incelemenin daha uygun olacağı görüşündedir. Bunlar;
<ol> <li>Devletin kuruluşundan Müneccimbaşı Ahmed Dede’nin 1702’de ölümüne kadar süren klasik dönem</li> <li>1702’den modern eğitim kurumlarının kurulduğu 1773’e kadar devam eden bunalım ve arayış dönemi</li> <li>1773’ten itibaren devletin siyasi bir teşkilat olarak ortadan kalktığı 1923’e kadar süren klasik paradigmanın terkedilmeye başlandığı yenileşme dönemi.</li> </ol>
Soru: İstanbul rasathanesi kim tarafından kurulmuştur?
Cevap: Osmanlı’nın kuruluş yıllarında medreselerde teorik astronomi okutulduğu bilinmekte ve özel- likle kelam ve felsefe çalışmalarında astronomiye değinilmiştir. Osmanlı astronomisi Takiyyüddin er-Râsıd’ın çalışmalarıyla zirveye çıktı Takiyyüd- din, İstanbul Rasathanesini kurdu.
Soru: <ol start="15"> <li>Yüzyılda Osmanlı edebiyatında ne tür eserler ortaya çıkarılmıştır?</li> </ol>
Cevap: Bursa ve Edirne’nin fethedilmesi ve bazı beyliklerin Osmanlı hakimiyetine alınmasında sonra 15. yüzyılda Osmanlı edebiyatı büyük bir sıçrama yaptı. Başlangıçta, genellikle Arapça ve Farsçadan çeviriler gerçekleştirildi. Daha sonra başta dîvan olmak üzere, mesnevi, hamse, tefsir, hadis, fıkıh gibi dini kitaplar, kısasü’l-enbiya, tezkiretü’l-evliya, menâkıb-nâmeler, hikâye, destâni eserler ve tarihler, şuara tezkireleri, münşeat, şerhler gibi birçok alanda telif eserler ortaya çıkarıldı.
Soru: Osmanlı halk kültürünün önemli kaynaklarından biri nedir?
Cevap: Evliya Çelebi’nin Seyâhat- nâmesi İmparatorluğun çeşitli bölgelerinin folklorunu, edebiyatını, dilini, geleneğini, yiyecek ve içeceğini ve daha pek çok özelliğini ayrıntısına kadar anlatması ona bir şaheser vasfı kazandırmıştı. Bu eser, Osmanlı halk kültürünün önemli kaynaklarından biridir.
Soru: “Cihân-ârâ cihân içindedür ârâyı bilmezler O mâhîler ki derya içredür deryâyı bilmezler. “ beyti kime aittir?
Cevap: Baki Padişah Kanûni tarafından desteklenmiştir. Bâkî divânında dönemin tüm ihtişamını ortaya koymaktaydı. Hayâli de beyitleriyle yaşadığı döneme damga vurmuştu. Şu beyit, aradan geçen zamana rağmen hâlâ dillerdedir:
Cihân-ârâ cihân içindedür ârâyı bilmezler
O mâhîler ki derya içredür deryâyı bilmezler
Soru: I. Bayezid’ın 1400’de inşa ettirdiği hangi eser mimarinin erken dönemin en iyi örneklerinden biri sayılmaktadır?
Cevap: I. Bayezid’ın 1400’de inşa ettirdiği Bursa’daki Ulu Camii âbidevi mimarinin erken dönemin en iyi örneklerinden biri sayılmaktadır.
Soru: Osmanlı döneminde Anadolu-Türk halıları hangi evrelerde ele alınmaktadır?
Cevap: Halı, tarih boyunca Türk kültür ve sanatının en verimli alanını oluşturdu. En eski dönemlerden bu yana, Türklerin yayıldığı coğrafyalarda gün ışığına çıkarılmış çeşitli halı örnekleri bulunmaktadır. Osmanlılar, diğer kültür alanlarında olduğu gibi Selçuklu geleneğini sürdürmüşlerdir. Osmanlı döneminde Anadolu-Türk halıları üç evrede ele alınmaktadır:
Erken Osmanlı Dönemi Halıları
Klasik Osmanlı Dönemi Halıları
Geç Osmanlı Dönemi Halıları
Soru: Yenileşme dönemiyle başlayan edebiyat hakkında “Modern Türk edebiyatı bir uygarlık kriziyle başlar. (…) Bu edebiyatın, bir uygarlık değişmesinin sonucu olarak doğduğunu göz önünde tutmak gerekir” tespit kime aittir?
Cevap: Türk edebiyatı tarihi çalışmalarıyla tanınan Ahmet Hamdi Tanpınar, yenileşme dönemiyle başlayan edebiyat hakkında şu tespiti yapmaktadır: “Modern Türk edebiyatı bir uygarlık kriziyle başlar. (…) Bu edebiyatın, bir uygarlık değişmesinin sonucu olarak doğduğunu göz önünde tutmak gerekir”.
Soru: Metin And’a göre Batı’dan alınan yeni tiyatro anlayışının benimsenmesi ve yerleşmesinde hangi etkenler rol oynamıştır?
Cevap: Metin And’a göre Batı’dan alınan yeni tiyatro anlayışının benimsenmesi ve yerleşmesinde altı etken rol oynamıştı:
<ol> <li>Saray ve Çevresi</li> <li>Yüksek Devlet Görevlileri-Türk Elçileri-Basın</li> <li>Yabancı Elçilikler</li> <li>Azınlıklar</li> <li>Yabancı topluluklar</li> <li>İlk Türkçe Oyunlar</li> </ol>
Ünite 8
Soru: Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasını izleyen süreçte, yani Anadolu merkezli Türk ulus-devletinin ve Cumhuriyet rejiminin kuruluşunu takip eden yıllarda, devlet ve toplum hayatına yeni bir şekil vermeyi amaçlayan reformlar neyi hedeflemiştir?
Cevap: Reformlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan toplumsal ve kültürel yapıyı bütünüyle değiştirmeyi ve millilik temelinde yeniden kurmayı hedeflemiştir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarındaki demografik değişimin etkisiyle nüfus dinsel açıdan Müslümanlaşmıştı, ancak etnik ve dilsel, dolayısıyla kültürel açıdan heterojen yapı oldukça belirgindi. 1920’lerde başlayan ve 1930’lu yıllarda daha sistemli hale gelen politikalar, çok kültürlü yapıyı tekil bir kültürel yapıya dönüştürmeye çabaladı. Batılılaşma ve milliyetçilik-laiklik temelinde ulus inşasına dönük devlet eliyle yapılan reformlar, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak gayesiyle ortaya konan pratiklerin çerçevesini ve erken Cumhuriyet dönemi kültür alanındaki gelişmelerin temelini oluşturmuştur.
Soru: Hangi dinamikler, 1950’lerden 1970’lere kadar, Türkiye’deki kültürel değişimin yönünü tayin etmiştir?
Cevap: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Soğuk Savaş, dünyayı başta siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel açılardan olmak üzere, yarış halindeki iki kutba bölmüştür. Bir kutbun başını Amerika Birleşik Devletleri (ABD) çekerken, diğer kutbun lideri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) idi. Kapitalist “özgür dünya” ve sosyalist “demir perde” ülkeleri arasındaki güç mücadelesinde Türkiye, seçimini, kapitalist bloktan yana koymuştur. Bu seçimin doğrudan bir sonucu olarak, 1923-1945 yılları arasında hüküm süren siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı dönüşüme uğradı. 1950 yılındaki iktidar değişimiyle birlikte, bir taraftan ABD’nin ülke üzerindeki nüfuzunun çeşitli boyutlarda artması, kültürel alan dâhil olmak üzere, pek çok alanda Batılılaşmanın kaynağı olarak Amerikanlaşmanın önünü açmıştı. Bu dönemde, tarıma dayalı sanayileşmenin tetiklediği iç göç, büyük şehirlere milyonlarca insanın akın etmesine neden olacaktı. Bu iki dinamik, 1950’lerden 1970’lere kadar, Türkiye’deki kültürel değişimin yönünü tayin etmiştir.
Soru: Hangi dönemden başlayarak, kültürde yerli ve geleneksel olanla, Batılı olanı ayırt etmek için alaturka (alla turca) ve alafranga (alla franca) tabirlerine sıkça başvurulur oldu?
Cevap: Tanzimat döneminden (1839-1876) başlayarak, kültürde yerli ve geleneksel olanla, Batılı olanı ayırt etmek için alaturka (alla turca) ve alafranga (alla franca) tabirlerine sıkça başvurulur oldu. Aynı dönemde, kırsal alanda yerleşik olan Müslüman nüfusun, Batının kültürel etkilerine büyük ölçüde kapalı, hatta tepkili olduğu görülmektedir.
Soru: Cumhuriyet döneminden önce, ağırlıklı olarak tarımla uğraşan Müslüman nüfusun kültürel özelliklerini başlıca belirleyen öğe nedir?
Cevap: Ağırlıklı olarak tarımla uğraşan Müslüman nüfusun kültürel özelliklerini başlıca belirleyen öğe ise, din olmuştur. Tarikatlar ve tekkeler, Müslüman halk açısından kültürel değerlerin üretildiği esas yerler olması nedeniyle oldukça önemliydi.
Soru: Erken Cumhuriyet döneminin kültür politikası neyi hedeflemiştir?
Cevap: Erken Cumhuriyet döneminin kültür politikası, Batılılaşma-milliyetçilik-laiklik ekseninde millî bir kültür oluşturmayı hedeflemiştir. Bu amaç doğrultusunda, devletin ve toplumun dayandığı kültürel yapının temellerini değiştirmek üzere, geniş alana yayılan reformlar yapılmıştır.
Soru: Reformlar, birbirinden bağımsız olmayan hangi temel ilke üzerinde yapılmıştır?
Cevap: Laiklik ve milliyetçilik. Laikleştirme ve millileşme, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmanın olmazsa olmazı olarak görülmüştür. Bu yaklaşım, aynı zamanda, yeni kültürün oluşturulma zeminini de belirleyecektir. Laikleştirme dinin siyasal ve toplumsal etkisini azaltmayı hedeflerken, millileştirme Osmanlıdan gelen kozmopolit kültürel yapıyı, etnik, dinsel ve dilsel farklılıkları Türklük potasında eritmeyi amaçlayacaktı. Bu ilkeler doğrultusunda tasavvur edilen yeni Türkiye, Doğu medeniyetinden kopup, Batı medeniyetine geçmiş olacaktı.
Soru: Diyanet İşleri Reisliği (Müdürlüğü) ne zaman ve hangi amaçla kurulmuştur?
Cevap: 1924 Mart’ının başlarında halifeliğin kaldırılmasıyla eş zamanlı olarak, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti (Şeriat ve Vakıflar Bakanlığı) ilga edilmiş, yerine, İslam’ın “aydın” bir yorumunu yapması ve icra etmesi beklenen Diyanet İşleri Reisliği (Müdürlüğü) kurulmuştur.
Soru: Erken Cumhuriyet dönemi kültür politikasının radikalliğinin boyutunu gösteren en çarpıcı örneklerden biri nedir?
Cevap: Kültürün en temel unsurlarından biri dildir. Erken Cumhuriyet dönemi kültür politikasının radikalliğinin boyutunu gösteren en çarpıcı örneklerden biri, 1928 yılında yapılan alfabe değişikliğidir.
Soru: Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında, sahne sanatlarıyla birlikte müzik alanında eğitim veren resmi kuruluş ve yeri neresidir?
Cevap: Müzik alanında amaçlanan dönüşümün sağlanabilmesinde eğitime önemli bir rol atfedilmiştir. Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında, sahne sanatlarıyla birlikte müzik alanında eğitim veren iki resmi kuruluş vardı. Bunlardan ilki, Konservatuvar (Darü’l-Elhan), ikincisi de Şehir Tiyatrolarıydı (Darü’l-Bedayi). Her iki kurum da İstanbul’da bulunuyordu.
Soru: 25 Haziran 1934’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan Millî Musiki ve Temsil Akademisinin temel amaçları nedir?
Cevap: 25 Haziran 1934’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan Millî Musiki ve Temsil Akademisi Teşkilât Kanunu müzik ve sahne sanatları alanındaki gelişmeler açısından önemli bir evre olmuştur. Akademinin üç temel amacı vardı:
<ul> <li>Bilimsel esaslar dâhilinde millî musikinin işlenmesi, yükseltilmesi ve yayılması;</li> <li>Sahne sanatlarının her kolunda ehliyetli elemanların yetiştirilmesi;</li> <li>Musiki öğretmenlerinin yetiştirilmesi.</li> </ul>
Soru: Eğitim kurumlarını standardize eden hangi Kanun, Cumhuriyet rejiminin ilanından kısa bir süre sonra kabul edilmiştir?
Cevap: Erken Cumhuriyet döneminde eğitim kurumlarının işlevi, rasyonelliğe dayalı bilimsel gelişmeyi sağlamakla sınırlandırılmamış, aynı zamanda, Batılılaşma, laikleştirme ve millileştirme ekseninde temelleri atılan yeni kültürün yaygınlaştırılması, reformların topluma kabul ettirilmesi olmuştur. İlköğretimden üniversiteye kadar olan tüm eğitim düzeylerindeki değişim ve örgütlenme bu anlayışla gerçekleştirilmiştir. Bunun ilk adımı olarak da eğitim kurumlarını standardize eden Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Cumhuriyet rejiminin ilanından kısa bir süre sonra kabul edilmiştir.
Soru: Halkevleri; Kütüphane ve neşriyat (yayıncılık) esas faaliyet alanı ne olarak belirlenmiştir?
Cevap: Kütüphane ve neşriyat (yayıncılık) şubesinin esas faaliyet alanı millî kültürü geliştirecek yayınların çoğalmasını sağlamak ve okumayı sevdirmek için önlemler almaktır.
Soru: Faaliyet alanları, Halkevlerinin hangi temel amacına göre şekillenmiştir?
Cevap: Faaliyet alanları, Halkevlerinin iki temel amacına göre şekillenmiştir. Bunlar; yetişkin eğitimiyle sosyal reform ve sanatsal ve kültürel canlanmadır. İçtimai (sosyal) yardım, Halk Dershaneleri ve Kurslar ile Köycülük şubeleri, sosyal reform amacıyla kurulan şubelerdir. Kuruldukları yerlerde yardıma muhtaç insanların bulunması, yoksullara tıbbi yardım ulaştırılması ve halkın sağlık konularında eğitilmesi İçtimai Yardım şubesinin faaliyet alanı içindeydi. Halk Dershaneleri ve Kurslar ise, okuma yazma kursları ve bölgesel ihtiyaçlara göre saptanmış mesleki kurslar açarak yetişkinlerin eğitilmesini amaçlamıştı. Köycülük şubesinin faaliyet alanı içinde ise, köylere sosyal ve tıbbi yardım ulaştırma yoluyla, köylü ile kentli arasında kaynaşma sağlamak ve Halkevlerinin sanatsal faaliyetlerinin köylerde sergilenmesi vardı.
Soru: Kurulma aşamasından sonra, 14 şubeye sahip olan Halkevlerinin çeşitli faaliyet alanları nelerdir?
Cevap: Başlangıçta, 14 şubeye sahip olan Halkevleri, Halkodalarının kurulmaya başlandığı 1940 yılına kadar 373 şubeye ulaştı. 1950 yılında iktidar değişikliği sonrasında kapatıldıkları 1951 yılına kadar 478 Halkevi ve 4322 Halkodası kurulmuştu. Kayıtlı üye sayısı ise 1938’de 90 bini aşmıştı. Halkevlerinin dokuz şubesi ve buna bağlı olarak çeşitli faaliyet alanları şöyle belirtilebilir:
<ul> <li>Dil, Tarih ve Edebiyat</li> <li>Güzel Sanatlar</li> <li>Temsil</li> <li>Spor</li> <li>İçtimai (Sosyal) Yardım</li> <li>Halk Dershaneleri ve Kurslar</li> <li>Kütüphane ve Neşriyat (Yayıncılık)</li> <li>Köycülük</li> <li>Müze ve Sergi</li> </ul>
Soru: Kırsal alana Cumhuriyet rejiminin yeni değerlerini götürmek ve öğretmen eksikliğini kapatmak için bir tür öğretmen yetiştirme modeli olarak, hangi kuruluş kurulmuştur?
Cevap: İlköğretimden başlayarak, rejimin benimsediği temel yurttaşlık bilgileriyle donatılmış, rejimin değerlerini benimsemiş nesillerin ortaya çıkarılması başlıca amaç olarak görülmüştür. Bu nesillerin millî şuura sahip olması, Mustafa Kemal’in önderlik ettiği kültürel değişim programının ilkelerini benimsemeleri, rasyonel-bilimci bakış açısına sahip olmaları ve laik olmalarını sağlamayı amaçlayan bir eğitim yapısı kurgulanmıştır. Din dersi hem ilköğretimde hem de ortaöğretimde programdan çıkarılmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda karşılaşılan en önemli sorun, yetişmiş öğretmen sorunudur. Özellikle, kırsal alana rejimin yeni değerlerini götürecek öğretmen eksikliği, yıllar içinde fazlasıyla hissedilecektir. Buna dönük çözüm olarak görülen, bir tür öğretmen yetiştirme modeli olarak, 1940 yılında Köy Enstitüleri kurulacaktır.
Soru: 1950’li yıllardan başlayarak, yakın zamanlara kadar toplumun geniş kesimlerinin etkisi altında kalacağı durumu nedir?
Cevap: 1950’li yıllardan başlayarak, yakın zamanlara kadar toplumun geniş kesimlerinin etkisi altında kalacağı kültür, büyük ölçüde Amerikanlaşma ile birlikte kırdan kente göçle biçimlenecek olan, tüketime dönük popüler kültürdür.
Soru: 1950’lerden 1980’lere kadar, sayıları milyonlarca ifade edilen köy kökenli nüfusun şehirlere akın etmesi, 1950- 1960 arasında dört büyük şehrin nüfusunun hangi oranda artmasına sebep olmuştur?
Cevap: 1950’lerden 1980’lere kadar, sayıları milyonlarca ifade edilen köy kökenli nüfusun şehirlere akın etmesi (1950- 1960 arasında dört büyük şehrin nüfusu %75 artmıştır), şehirlerde konut sıkıntısına yol açacak ve gecekondulaşma adı verilen olgu, göç edilen her şehirde ortaya çıkacaktır.
Soru: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kültürel değişimleri Amerikanlaşma ile birlikte temelden etkileyen bir olgu nedir?
Cevap: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kültürel değişimleri Amerikanlaşma ile birlikte temelden etkileyen diğer bir olgu kırdan kente göçtür. 1950’lerde görülmeye başlanan hızlı kapitalistleşmenin ve dönemin iktidar partisi olan Demokrat Parti’nin (1950-1960) izlediği tarım odaklı ekonomik kalkınma politikasının etkisiyle, tarımsal yapı her açıdan dönüşmüştür.
Soru: 1960’larda ve 1970’lerde, arabeskin yanı sıra, hangi türleri ortaya çıkmaya başlamıştır?
Cevap: 1960’larda ve 1970’lerde, arabeskin yanı sıra, başka müzik türleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Anadolu pop/rock ve aranjman şeklindeki Türkçe sözlü hafif Batı müziği yeni tür müziğin açık örnekleri olmuşlardır. Müzik alanında kayda değer diğer bir gelişme, 1970’li yılların oldukça politize ortamında politik ya da protest müzik akımının yaygınlık kazanmaya başlamasıydı. 1970’li yıllar, Ozan-Âşık geleneğinin radikalleştiği, Anadolu pop-rock müziğinin toplumsal meseleleri temel aldığı, sert sol söylemlerin müzik kanalıyla kitlelere sunulduğu yıllardır.
Soru: İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik dönüşümler sonucunda hangi kurumlar kapatılmışlardır?
Cevap: İkinci dünya Savaşı sonrasında yaşanan siyasal ve ekonomik dönüşüm ve 1950’de yaşanan iktidar değişikliği sonucu, ideolojideki değişimin de etkisiyle, laikleşme ve Batılılaşma doğrultusunda yapılan reformların bir kısmı değiştirilmiş ve yaygınlaşmaları için kurulan Köy Enstitüleri, Halkevleri gibi kurumlar kapatılmışlardır.